İkinci İnönü ve Sakarya Zaferlerinin Türk Kamuoyundaki Yankıları
Yrd. Doç. Dr. Metin Ayışığı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümeti'nin kurduğu düzenli birliklerin ilk savunma savaşı olan "I. İnönü
Muharebesi"nin zaferle sonuçlanması, daha sonra kazanılacak olanların ilk
habercisi idi. Elde edilen bu büyük basan yurdun her tarafında sevinç
gözyaşlarıyla karşılandı, Mustafa Kemal Paşa, cephe komutanı albay İsmet
(İnönü) Bey'i meclis adına kutladı, Yunan ordusunda büyük moral bozukluğuna
sebep olan Türk zaferi, İstanbul basınında günlerce manşetten inmedi. O
sırada Ankara'da bulunan İstanbul hükümeti dahiliye nazın Ahmed İzzet Paşa,
bu galibiyet dolayısıyla genel karargâha giderek umumî sevince katıldı. Bu
zaferde büyük rol oynamış olan eski talebeleri İsmet ve Refet Paşaları
kutladı.(1) Ankara'nın bu haklı mücadelesine sıcak bakan sadrâzam Tevfik
Paşa, Yunanlılar'ın 21 Şubat 1921'de 70-80 bin kişilik bir kuvvetle
saldırıya geçeceği haberini aldığını Mustafa Kemal Paşa'ya bildirdi. Ayrıca
onun ve arkadaşlarının hakkında daha önce alınmış olan idam kararlan
kaldırılarak, milliyetçiler için yasaklanmış olan "Bey ve Paşa" gibi
unvanların yeniden kullanılması serbest bırakıldı. Dahiliye nazın İzzet Paşa
ise, basına verdiği beyanatta "Ankara için Misâk-ı Millî'nin rehber"
olduğunu söyledi. (2)
II. İnönü Zaferi
Türk ordusunun yeterince kuvvetlenmesine fırsat vermek istemeyen Yunanlılar
Londra konferansının sonucunu beklemeden, Sevr'i kabule mecbur etmek için
İzmir'e yeni kuvvetler çıkartıp, Trakya'daki birliklerini Anadolu'ya
taşıdılar. Türk ordusunun silâh, cephane ve malzeme durumu sön derece
zayıftı. Salgın hastalıklar, yiyecek ve ilâç yokluğu Türk askerini
kınıyordu. Bütün hazırlıklarını tamamlayan Yunan ordusu 27 Mart 1921'de
İnönü mevzilerini sıkıştırmaya başladı. 30 Mart'a kadar süren ve zaman zaman
süngü muharebesi hâlini alan çarpışmalar sonunda, Yunanlılar Refet (Paşa)
Bey komutasındaki birliklere saldırmışlar ve Afyonkarahisar'ı işgal
etmişlerdi. Ankara'ya başvuran Refet Bey'e 900 tüfek ve 4 makineli tüfek
mevcudu olan Meclis muhafız taburu gönderilmişti. Bunun üzerine karşı
taarruza geçen Türk birlikleri düşman ordusunu perişan etti. Yunan ordusu l
Nisan 1921'de yenilgiyi kabul ederek çekilmeye başladı. Refet (Paşa) Bey'in
komutasındaki Türk süvarileri Yenişehir ovasına doğru çekilmekte olan düşman
birliklerine ağır darbeler indirerek, bu geri çekilmeyi hezimete çevirdi.
Batı cephesi kumandanı İsmet Paşa Yunan çekilişini l Nisan'da Metristepe'den
Ankara'ya telgrafla bildirdi. Mustafa Kemal Paşa da aynı gün çekmiş olduğu
telgrafla, bu büyük basandan dolayı İsmet Paşa'yı kutladı. (3)
Bu büyük zaferle ordusuna ve komutanlarına güveni bir kat daha artan Türk
halkı âdeta coşmuştu. İstanbul'da mitingler tertip edilerek zaferden duyulan
büyük memnuniyet dile getirildi. "Hilâl-i Ahmer" için yardım kampanyaları
açıldı. Aralarında İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri, aydınlar, memur,
esnaf, işçi her kesimden insanlarımızın katıldığı bu kampanyanın ilk iki
gününde ulaşılan rakam 115.661 kuruştu. (4) 14 Nisan 1921 tarihi itibariyle,
Padişah Anadolu'da şehit düşen ve yaralanan Türk askerlerine verilmek üzere
10.000 lira, saray mensupları 3000 lira, veliahd Abdülmecit Efendi 1000 lira
ve hanımı da 200 lira vermişlerdi. Böylece toplanan yardım 25 Mayıs 1921
tarihinde 215.000 liraya ulaşmış bulunuyordu. (5) Ayan Meclisi üyelerinin
750 lirayla katıldığı bu kampanyaya, Kasımpaşa Polis Merkezi memurları da,
maaşlarını muntazaman alamamalarına rağmen 97.5 lira ile destek
vermişlerdir. (6) Bu arada 6 Nisan 1921'de İstanbul Üniversitesi tarafından
Anadolu'da şehit düşen askerlerin ruhu için Bayezid Camii'nde okutulan
mevlide coşkulu bir kalabalık iştirak etmiştir. (7) Halide Edip (Adıvar)
Hanım da, "Hilâl-i Ahmer Cemiyeti"ne çektiği telgrafla İstanbul hanımlarını
Anadolu'da şehit düşen vatan evlatlarına yardıma çağırmıştır. (8)
Halide Edip'in bu hususta çekmiş olduğu telgraf
aşağıdadır: (9)
Suret
Müdür-i Umûmî Şemseddin Bey'e
Devlet-i Osmaniye, Posta ve Telgraf ve
Mahreci: Ankara
Telefon Müdüriyet-i Umûmiyyesi
17/4/337 Saat: 11 / 20
Müdüriyet: Kalem-i mahsus
Zîrde yazılan şu telgrafın Hilâl-i Ahmer'e sür'atle tevdiine himmetleri
mercûdur efendim.
Mehmed Sabri
16 / 4 / 337
Umum vilayât, mutasarrıflar ve
Deraliyyede Hilâl-i Ahmer vasıtasıyla, merkez-i Deraliyye hanımlarına. Biz
Ankara anaları, memleketin istiklâl ve şerefini, İnönü'de zaferleri bir
hakikat hâline sokan mübarek şühedâmızın evladlarının istikbâl ve saadetini
te'min için toplandık ve bütün Müslüman hanımlarına Anadolu'da şüheda
evladlarına muavenet için müracaat ettik. Her vilayât hanımlarının kendi
vilayâtları şühedâsı evladlarına bakmak için cemiyet hâlinde toplanmalarını
teklif ediyoruz. Bütün memleketin iştiraki ile kazanılan zaferimizle sizi
tebrik eder ve Cenâb-ı Hak'dan hayırlı vazifenizde muvaffakiyet dileriz.
27 Mayıs 1921'de Osmanlı Hükümeti, Hilâl-i Ahmer cemiyetinin getirteceği
eşyanın gümrük vergisinden muaf tutulması hususunda karar almıştır. (10)
Yine aynı cemiyet 40 doktor ve 10 eczacıdan oluşan 50 kişilik bir âcil
sağlık ekibini gizlice İnebolu'ya gönderdi. 19 Nisan 1921'de karaya çıkan bu
heyet, Kastamonu üzerinden Ankara'ya geçmiştir. (11) İstanbul halkının
yardımlarından dolayı son derece mütehassis olan Mustafa Kemal Paşa, Hilâl-i
Ahmer'e teşekkür telgrafı göndermiştir. Bu anlamlı dayanışmaya bir örnek
olarak, Tirebolu'nun Harşid nahiyesinden Yakup oğlu Mustafa Ağa, Mustafa
Kemal Paşa adına bir idadî yaptırmıştır. (12) Bunun yanısıra veliahd
Abdülmecid Efendi'nin oğlu Ömer Faruk Efendi de, Millî Mücadele'ye katılmak
için 26 Nisan 1921'de İnebolu'ya hareket etmiştir. Ancak Mustafa Kemal Paşa,
27 Nisan'da çekmiş olduğu telgrafla, şehzadenin o sıra Anadolu'ya geçmesini
sakıncalı bulmuştur. (13) İnönü muharebelerinde ordunun ön saflarında
kahramanca çarpışan Türk kadını 3 şehit vermiştir. Yedisi yaralanarak gâzi
olan toplam 12 Türk kadını İstiklâl madalyası ile onurlandırılmıştır. (14)
Anadolu istiklâl-i şüheda evladları anaları
16/4/1337
Miting hey'eti nâmına
Aslına mutabıktır (Mühür)
Halide Edip
Müdüriyet: Kalem-i mahsus
Posta ve Telgraf ve Telefon Nezareti,
Kalem-i mahsus Müdüriyeti

Genç kızlar, kadınlar, nineler kendi elleri ile cephane yapıyorlar, mermi dolduruyordu.
Damat Ferit hükümetlerine göre çok
farklı bir tutum içinde bulunan İstanbul Hükümeti Samsun, Sinop, İnebolu ve
Karamürsel'in Yunan savaş gemilerince bombardıman edilmesini ve geçici
olarak işgal altında bulunan yerlerde yaşayan Rumların Yunanlılar tarafından
askere alınmasını protesto etmiştir. (15) Bu arada 11 Haziran 1921'de
Atina'dan İzmir'e hareket eden Kral Konstantin, Yunan ordusunun "Bizans'a,
Ankara'ya" çığlıkları arasında 13 Haziran'da karaya çıkmıştı. Halbuki
haziran ayında İngiltere'nin davetine uyarak Londra'da toplanan İtilaf
devletleri temsilcileri çoktan bir karara varmışlardı. Nitekim onların 20
Haziran 1921 tarihi arabuluculuk teklifine Yunan Hükümeti red cevabı
vermiştir. (16)
Onları böyle bir karar almaya götüren sebep, Anadolu'daki kuvvetlerini 11
tümene çıkarmış olmalarıydı. Ancak Yunanistan'ın bu muazzam yığınağı
karşısında Ankara yeterince hazırlıklı değildi. Seferberlik tamamlanamadığı
gibi, ordunun silah cephane, giyecek, araç ve gereç sıkıntısı had
safhadaydı. İtalya ve başka kaynaklardan silah temin edilmeye çalışılıyordu.
(17) İşte durum bu merkezde iken Yunan kuvvetleri 10 Temmuz 1921'de
saldırıya geçtiler. Şiddetli çarpışmalar sonucunda Afyon, Kütahya ve
Eskişehir Yunanlıların eline geçti. Mustafa Kemal Paşa'nın müdahalesi ile
ordu geri çekildi. Hatta T B M Meclisi'nin gizli toplantısında resmî
evrakların bile Kayseri'ye götürülmesine karar verildi. (18) Geri çekilme
harekâtını 25 Temmuzda tamamlayan Türk ordusunun cephede ve bilhassa cephe
gerisindeki kayıpları çok büyüktü. Anadolu insanı kadını, kızı, ihtiyarı ve
çocuğuyla hastanelerde, yollarda menzil hizmetlerinde, ordu ambarlarında
cephedeki birliklerin başarısını temin eden çok önemli hizmetlerde canla
başla çalışmıştır. Aynı gamanda (T B M) Meclisinde milleti temsil eden ve
onun vekilleri olan mebuslardan asker ve doktorlar da II. İnönü
muharebesinde olduğu gibi, vatan müdafaası için çarpışmak üzere cepheye
hareket etmişlerdir. (19) Milletvekillerinin fiilen harbe iştirak etmesi,
şüphesiz Türk ordusunun moral gücünü arttırmıştır. Bu gelişmeler üzerine,
Mustafa Kemal Paşa'nın talebi ile Meclis 5 Ağustos 192Fde üç ay süreyle
bütün yetkilerini kendisine devretti. Mustafa Kemal Paşa ise, başkomutanlık
kanununun kendisine tanıdığı yetkileri kullanarak 7-8 Ağustos 1921 tarihinde
halkı maddî ve manevî tüm kaynaklarıyla Millî Mücadele'ye katılmaya çağıran
"Tekâlif-i Millîye Emirlerini" yayınladı.
SAKARYA ZAFERİ
Türk
halkının vatanını savunmak için gösterdiği kararlılık karşısında, Lloyd
George'un 10 Ağustos'ta, "Sevr Antlaşması yırtılmış olduğundan silâh
ticareti serbesttir." (20) demesine rağmen general Papoulas Yunan ordusuna
yürüyüş emrini verdi. Baş kumandan Mustafa Kemal Paşa ise, beraberinde Genel
Kurmay Başkanı Fevzi Paşa olmak üzere 12 Ağustos'ta Polatlı'daki cephe
karargâhına geldi. 13 Ağustos'ta Türk mevzilerine ileri harekâta başlayan
Yunanlılar, 14 Ağustos 1921'de Sivrihisar'ı işgal ettiler. 24-25 Ağustos
günleri çok kanlı çarpışmalar meydana; geldi, İsmet Paşa çekilmeyi önerdiyse
de bunu kabul etmeyen Fevzi Paşa, adım adım savunma ile düşmanın
yıpratılacağım belirterek kabul etmedi. 31 Ağustos'ta Yunan taarruzunun
tehlikeli bir şekilde gelişmesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa, ünlü tarihî
bildirisini yayınladı: "Hatt-ı müdafaa yoktur. Sath-ı müdafaa vardır. O
satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla
sulanmadıkça düşmana terk olunamaz." (21)
4 ve 5 Eylül'de son bir çaba ile saldırılarını sürdüren Yunan kuvvetlerinin
Türk süngüsü karşısında ağır kayıplar vererek geri çekilmesi üzerine, Türk
ordusu ileri harekâta geçti. 10 Eylül'de başlayan genel taarruz, 12 Eylül
günü düşmanın bozguna uğramasıyla sonuçlandı. 13 Eylül'de büyük Türk
zaferini TBMM'ye bildiren Mustafa Kemal Paşa, aynı gün genel seferberlik
ilan etti. (22) Türk ordusunun Sakarya muharebesi sırasındaki muazzam
direnişine halkın desteği de destanlaşmıştı. Teşkil edilen yardım
komisyonları sayesinde, Anadolu'da çarpışan gaziler ve şehit düşenlerin
aileleri için büyük miktarlara varan aynî ve nakdî yardımlar yapılmıştır.
(23) Bu meyanda Çankırı'da halkın ve Kızılay'ın desteği ile bir hafta içinde
1000 yataklı bir hastane ve Kastamonu'da da 700 yataklı bir hastane teşkil
edilmiştir. (24) Ayrıca 9 Eylül 1921 günü "Umumî dua günü" ilan edilerek,
bütün İstanbul cami ve mescitlerinde ordunun zaferi için dualar edilmiştir.
Ayasofya'da matbuat cemiyeti tarafından okutulan mevlide, saray
müezzinlerinden bir heyet de iştirak etmiştir. (25) Sakarya zaferini takiben
Başkumandan Mustafa Kemal Paşa cepheden millete yayınladığı beyanname ile,
bu büyük zaferin Anadolu insanının topyekün fedakârlığı sayesinde kazanılmış
olduğunu bir kez daha ifade etmiştir. (26)
İkinci İnönü zaferinden sonra Garp Cephesi
kumandanı İsmet Paşa ile ilerisi için yapılacak işler hakkında görüşüyor.
Daha önce zikrettiğimiz gibi, İstanbul' dan Anadolu'ya yapılan yardımlar
aksamadan devam etmiştir. 11 Eylül 1921 tarihinde "İkdam" gazetesinde bir
kampanya açılarak, her Türk vatandaşının fedakâr ve kurtarıcı Anadolu'ya
şükran ve minnettarlık borcunu ödemek zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu
borcun bir kilot, bir gömlek ve bir çift çorapla da olsa dahi kısmen
ödenebileceği vurgulanmıştır. (27) Giderek artan bir coşkuyla haftalarca
devam eden bu kampanyalardan birinde çerçeveli bir ilan göze çarpmaktadır:
"Müslüman! Kışı ve Anadolu'yu Düşün!.." (28) 13 Ekim 1921 itibariyle Türk
ordusu için toplanan yardım, 3013 kilot, 3045 gömlek 2787 çift çorap, 326
muhtelif eşya ve büyük miktarda nakit paraya ulaşmış bulunuyordu. (29)
"Hilâl-i Ahmer" ayrıca onbini yün fanila olmak üzere toplam 60.000 lira daha
göndermişti. (30) Müdafaa-i Millîye vekili Refet Paşa da, İstanbul'un son
yardımları için Hilâl-i Ahmer'e teşekkür etmeyi unutmamıştır. (31) Yunan
ordusunun bozguna uğradığı gün olan 12 Eylül 1921 tarihli "İkdam"-da Halide
Edip (Adıvar) Hanım, İstanbul gençlerine şöyle sesleniyordu: ".... Sultan
Ahmed'te, Fâtih'te beraber yemin ettik. Bu güzel ve ebedî ahdi size
hatırlatıyorum. O günkü yeminimize sâdık kalmamış olacağım. Kalemimiz ile
gözlerimiz İstanbul'dan, Fâtih'ten arkadaş fırkanın ayak seslerini bekliyor.
(32) Bunun yaraşıra geliri Anadolu'daki gazilerimize verilmek üzere,
İstanbul'da matbuat cemiyetinin girişimi ile büyük bir müsamere tertip
edilmiştir. Bu tertip komitesinin başkanlığını ise Prenses Zehra Halime
Hanım üstlenmiştir." (33) Yine 3 Ekim tarihli "İkdam"da şöyle bir haber yer
almaktadır: "İstanbul'un büyüklerine çocuklardan bir ders: Gazi amcalarının
ellerini öpmek için diye toplayabildikleri, arttırabildikleri 5 lirayı
Hilâl-i Ahmer'e gönderdiler." (34)
KENDİ
EL YAZISI İLE Sakarya'dan sonra kendisine Gazi unvanı ve Mareşal rütbesi
verildi. Gazi'nin ilk işi, silâh arkadaşlarına şu kadirbilir mesajı
göndermek oldu:
NEFERLERE
Kuruluş için yaptığımız bu savaştan çok daha evvel sizi başka muharebe
meydanlarında da tanımış idim. Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden
daha temiz; daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası
sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir... Kanaatinle, imanınla,
itaatinle hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi pak kalbinle düşmanı
nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime
en aziz bir borç bildim. Sizin gibi kumandanları, zabitleri, neferleri olan
bir millete yad elleri atanda köle olmak mümkün değildir. Bu defa Türkiye
Büyük Millet Meclisinin hakkımda yeni bir rütbe ve Gazı unvanıyle tecelli
eden iltifat ve teveccühü, doğrudan doğruya size racidir. Milletin verdiği
bu rütbe ile yükselen ordu, en şerefli ve en ulu bir gaza ile mümtaz olan,
gene ordudur. Sizin kahramanlığınızla, sizin gösterdiğiniz nihayetsiz
fedakârlıklar pahasına kazanılan büyük muzafferiyetin millet tarafından
takdirine delâlet eden bu unvanı ve rütbeyi ancak size izafe ederek, bütün
askerlik hayatımın en büyük sermaye-i iftiharı olarak taşıyacağım, Cenâb-ı
Hak, giriştiğimiz kurtuluş mücadelesinde şerefli silah arkadaşlarıma
kendilerini temyiz eden asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan
kati halâsı nasib etsin.
20 Eylül 1337
Başkumandan Mustafa Kemal
Bu muazzam muharebelerde, erinden başkumandanına kadar herkesin inançla,
yılmadan herşeyini, varını, yoğunu ortaya koyması zaferi sağlamıştır.
Anadolu insanı cephe gerisinde kadınıyla, yaşlısıyla canla başla çalışmış,
yokluklar içinde yeni mucizeler yaratmıştır. Yunanlılar "Büyük Yunanistan",
Türkler ise "Yatardan" için çarpıştılar. Bu mücadele, büyük bir milletin
yeniden varoluş savaşıdır. 21 Ekim 1920 tarihinde iktidara gelen son Osmanlı
Hükümeti olan Tevfik Paşa kabinesinin Anadolu mücadelesine katkısı inkâr
edilemez. Bu hükümet döneminde İstanbul polis müdürlüğüne getirilen, aynı
zamanda "Millî Müdafaa Teşkilatı" merkez heyeti başkanı olan miralay Esat
(Sonra Paşa) Bey ile Harbiye Nazırlığına getirilen Ziya Paşa'nın çok büyük
hizmetleri olmuştur. İstanbul halkı askeri, memuru, işçisi, esnafı, aydını
her kesimden insanı ile hep Anadolu hareketinin yanında yer almıştır.
İstanbul'daki cemiyetler içinde "Hilâl-i Ahmer"in, gizli teşkilâtlarda görev
alan sivil ve askerî memurların, fevkalâde hizmetleri olmuştur. Hamdullah
Suphi (Tanrııöver) Bey'in, "İstanbul, Ankara ile birlikte hem ağlamış ve hem
de gülmüştür." (35) sözü bir gerçeği ifade etmektedir.
* Bu Makale TÜRK DÜNYASI TARİH DERGİSİ'nin Ağustos 1994 tarihli 92.
Sayısında yayımlanmıştır.
DİPNOTLAR
1- Metin Ayışığı, Mareşal Ahmed izzet Paşa (Askerî ve siyasî hayatı),
Basılmamış Doktora tezi, İstanbul 1991, s. 299
2- Selahattin Tansel Mondros'tan Mudanya'ya kadar, Ankara 1974, IV, 29;
Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Ankara 1989, I, 136
3- Bu telgrafın tam metni için bk. İkdam, 5 Nisan 1921, s. 8643
4- İkdam, 5 Nisan 1921, s. 8643
5- İkdam, 25 Mayıs 1921, s. 8692. O tarihte bir Osmanh'i altını yaklaşık
7.551ira olduğuna göre, bugünkü Türk lirası olarak karşılığı 78 milyar, 311
milyon,. 257 bin liradır.
6- İkdam, 9 Nisan 1921, s. 8647
7- Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları, C. II,
İstanbul 1975, s. 191
8- BOA, D H-K M S, D. 61-1, nr. 5
9- BOA, DH-KMS, D. 61 / l, nr. 5 10- İkdam, 27 Mayıs 1921, s. 8694
11- Hüsnü Açıksöz, İstiklâl Harbinde Kastamonu,
İstanbul 1933, s. 103
12- İkdam, 17 Nisan 1921, s. 8655
13- Nimet Arsan, Atatürk'ün Tamun, Telgraf ve Beyannameleri, Ankara 1991,
400
14- İkdam, 20 Nisan 1921, s. 8658; Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı
Kronolojisi, Ankara 1989, l, 165
15- İkdam, 17 Haziran 1921, s. 8713; 21 Temmuz 1921, s. 8728
16- Bilâl Şimşir,British Documents on Atatürk, Ankara 1975, III, 442-443
17- Bu hususta geniş bilgi için bk. Millî Mücadele Sırasında İstanbul'dan
Anadolu'ya Yapılan Silah Sevkıyatı ve istihbarat Meselesi, Selçuk
Üniversitesi, ATA Dergisi, Konya 1992
18- Gotthard Jaeschke, Aynı eser, I, 156
19- Bu millet vekillerinden bazıları şunlardı: (Ayıntab) mebusu Kılıç Ali
Bey, (Trabzon) mebusu Rccai Bey, (Lazistan) mebusu Osman Bey, (Kozan) mebusu
Dr. Fikret Bey, (Cebel-i Bereket) mebusu Usan Bey ve (Manisa) mebusu Necati
Bey. Bk. Tasvîr-i Efkâr, 17 Temmuz 1921, S. 3071
20- Gotthard Jaeschke, Aynı eser, I, 159
21- Atatürk Nutuk, Kültür Bakanlığı Yayınlan, İstanbul
1975, II, 215
22- Bu hususta verilen emrin tam metni için bk. Nimet Arsan, Aynı eser, s.
429
23- Bu yardımlar hakkında geniş bilgi için bk. Metin Ayışığı, 30 Ağustos
Zaferi ve İstanbul'daki Yankılan, Tarih ve Toplum, İstanbul 1992, s. 105,
sf. 43
24- Nurettin Peker, İstiklâl Savaşı'nın vesika ve resimleri, İstanbul 1955,
s. 367-368
25- İkdam, 7 Eylül 1921, s. 8792; 10 Eylül 1921, s. 8795
26- 14 Eylül 1921 tarihini taşıyan bu beyannamenin tam metni için bk. Nimet
Arsan, Aynı eser, 431-433
27- İkdam, 11 Eylül 1921, s, 8796
28- İkdam, 2 Teşrîn-i evvel 1921, s. 8817
29- İkdam, 13 Teşrîn-i evvel 1921, s. 8828
30- İkdam, 31 Teşrîn-i evvel 1921, s. 8846. Bu paranın bugünkü (Nisan 94)
değeri yaklaşık 21 milyar, 854 milyon, 250 bin liradır.
31- İkdam, 4 Teşrîn-i evvel 1921, s. 8819
32- İkdam 12 Eylül 1921, s. 8797
33- İkdam, 21 Teşrîn-i evvel 1921, s. 8836
34- İkdam, 3 Teşrîn-i evvel 1921, s. 8819. Bu paranın bugünkü (Nisan 94)
değeri yaklaşık, l milyon 821 bin liradır.
35- Gotthard Jaeschke, Aynı eser, I, 169