SON OSMANLI HÜKÜMETİ İLE ANKARA HÜKÜMETİ ARASINDAKİ MÜNASEBETLER
II
(21 EKİM 1920 - 4 KASIM 1922)
Doç. Dr. Metin Ayışığı
Kuva-yı Millîye'nin işgale karşı muazzam direnişi ve Anadolu harekatını yok etmek için tertip edilen isyanlarda büyük başarı elde etmesi karşısında İtilaf Devletleri, Damat Ferit Paşa Kabinesi'nden ümitlerini tamamen kesmişlerdi. İslam Dünyası'nın Türkiye lehindeki baskısının gittikçe genişleyerek önemini artırdığı bir sırada, sertlik yanlısı Clemencau'nun siyasetten çekilmesi, Yunanist
an'da Kral Aleksandre'ın ölümü, Venizelos'un iktidardan düşmesi, İtilaf Devletleri'nce pek de sevilmeyen Kral Konstantin'in dönüşü, bu devletleri Yunanlılar'a karşı her türlü taahhüdden kurtarmış olduğundan, Türkiye hakkındaki siyasetleri de yol değiştirmişti 1. Bu yüzden son çare kabilinden Ankara ile uyuşma yolu seçilmiştir. Üstelik Sevr Antlaşması'nın milletçe bütünüyle reddedilmesi ve Kuva-yı Millîye'ye karşı takip ettiği politikanın başarısızlığa uğraması sadrazamı iyice gözden düşürmüştü. En sonunda kendi partisi bile aleyhine dönen Damat Ferit Paşa, 16 Ekim 1920'de istifa etmek zorunda kaldı.2 Bütün umutlarını Tevfik Paşa'ya bağlayan İtilaf Devletleri, birkaç askerî görevliyi de Ahmed İzzet Paşa'ya göndererek, Paşa'nın gelecek hakkındaki düşüncelerini ve bilhassa gizli bir şekilde münasebette olduğunu sezinledikleri Anadolu liderlerinin Bolşeviklere tamamen bağlı olup olmadıklarını öğrenmek istemişlerdi. İzzet Paşa ise, büyük çoğunluğunu memleketin askerî ve mülkî erkanının, arazi sahipleri ve aydınların oluşturduğu bu heyetin, komünizme meyletmelerinin düşünülemeyeceğini, ancak Batılı devletler tarafından haksız bir baskıda ısrar edilecek olursa, Rusya'nın kucağına atılmalarının uzak bir ihtimal olamayacağını ifade etti.3Damat Ferit Paşa ve çevresindekiler, İzzet Paşa'nın Ankara Hükümeti'yle ilişkide bulunduğunu devamlı olarak İtilaf Devletleri'nin askerî ve siyasî ileri gelenlerine jurnal ettirdikçe, onlar da Ankara ile temas hususunda O'nu aracı koymaya başlamışlardı. İzzet Paşa da çoğu eski öğrencil
eri ve silah arkadaşları olan Ankara liderlerine tavsiye mektupları yazmaktan çekinmemişti.4 Böylece Kuva-yı Millîye liderlerince benimsenen ve Anadolu Hareketi'ne sempati ile bakan kişilerden oluşan bir kabineye görev verilmesi düşünülmeye başlanmıştı. Nihayet 17 Ekim Pazar günü, Amerika Birleşik Devletleri temsilcisi dahil İngiltere, Fransa ve İtalya yüksek komiserleri Padişah tarafından kabul edildiler. Hepsinin adına konuşan İngiltere yüksek komiseri, hükümetlerinden aldıkları talimata göre, Anadolu ile anlaşabilecek bir hükümet teşkil edilmesini Padişah'tan rica etti.5 Bunun üzerine yeni hükümeti kurma görevi Tevfik Paşa'ya verildi. 21 Ekim 1920 tarihinde göreve başlayan yeni kabinenin programında şu satırlar dikkat çekiciydi: "Beniyye-i vatanda hadis olan ve mevcudiyet-i devleti gayr-i muayyen avakıba sürükleyen ikiliği vâkar-ı devlet ve millet ile mütenasip surette bertaraf ederek mevcûdiyet-ı millîyemizi siyanet ve te'min etmek hey'etimizin ilk vazifesi olacaktır".6 Yani hükümetin amacı, Anadolu ile samimi bir şekilde uzlaşmak ve devletin çıkarlarına uygun bir barış antlaşması imzalandıktan sonra ikiliği kaldırarak Osmanlı hanedanının hakimiyeti altında gerçek bir meşrutiyet, sağlam ve düzenli bir idare kurmak ve sağlamak olarak özetlenebilir.7 Bu nedenle hükümet ilk olumlu adımı atmış; önceki hükümet döneminde Kuva-yı Millîye'ye yardım etmelerinden dolayı kürek mahkûmiyeti, sürgün gibi çeşitli cezalara çarptırılmış olan mahkûmların affedilmelerine karar vermiştir.8
Mareşal Ahmed İzzet Paşa
İstanbul'daki İtilaf Devletleri yüksek komiserleri 25 Ekim'de, Sevr Antlaşması'nın derhal tasdik edilmesini isteyen müşterek bir notayı Osmanlı Hükümeti'ne verdiler.9 Fakat aynı gün hükümetin yapmış olduğu "siyasî beyan" İtilaf Devletleri yüksek komiserlerini hiç de memnun etmedi. Çünkü bu beyanda, hükümetle milletin elele vererek çalışması gerektiğine inanıldığı, barış antlaşmasının anayasanın icaplarına uygun olarak tasdik edilebilmesi için, birlik etrafındaki gayretler bir sonuca ulaşır ulaşmaz, Meclis-i Meb'usan'ın toplantıya çağrılacağı açıklanıyordu.10 Ayrıca İtilaf Devletleri'nin 25 Ekim 1920 tarihli notasına verilen 5 Kasım 1920 tarihli cevabî notada, sulhün tasdikinin ancak Ankara ile temastan sonra mümkün olacağı belirtilerek, bunun için de, en az bir aylık mühlet verilmesi talep ediliyordu.11
BİLECİK MÜLÂKATI VE MUSTAFA KEMAL PAŞA
Damat Ferit Paşa'nın iktidardan uzaklaştırılması ve Tevfik Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesi, Ankara ile İstanbul'un arasını bulmaya yönelik gayretlere karşı büyük bir engeli ortadan kaldırmıştı. Bu kabinede eski sadrazamlardan Ahmed İzzet Paşa Dahiliye, Salih Paşa da Bahriye nezaretlerine getirilmişlerdi. Vatanseverliklerinden asla şüphe edilemeyecek iki eski sadrazama görev verilmesi, İstanbul i
le Anadolu'nun birbirlerine yaklaşması için atılmış çok olumlu bir adımdı. Çünkü her iki paşa da Kuva-yı Millîye'ye gösterdikleri yakınlıkla tanınmışlardı. Bilhassa Ahmed İzzet Paşa, "Anadolu ile İstanbul'un zahiren münfekk, batınen ve kalben muvafık olarak çalışmalarını" istemekte idi.12 Bu sırada İsmet (İnönü) Bey'den İzzet Paşa'ya, İtilaf Devletleri'nin kendileriyle olacak münasebetlerinde Ahmed İzzet Paşa'dan başka kimsenin aracılığını kabul etmeyecekleri anlamında bir mektup geldi.13 Bunun üzerine Ahmed İzzet Paşa, Mustafa Kemal Paşa'ya başvurarak görüşme isteğinde bulundu. Buna olumlu cevap veren Mustafa Kemal, İzzet Paşa'nın Dahiliye Nezareti gibi önemli bir bakanlıkta bulunmasından dolayı Büyük Millet Meclisi'nin memnuniyetini belirtiyor; Türk milliyetçilerinin, Wilson ilkelerine göre ülkenin bütünlüğünü sağlayacak bir yönetim kurulması amacını takip ettiklerini ve millî birliğin ancak T.B.M.Meclisi'nce tespit edilen şartlar uygulanırsa sağlanabileceğini ileri sürüyordu.14 İzzet Paşa'nın 1 Kasım 1920 tarihinde kabine toplantısında açıkladığı bu şartlar, İstanbul Hükümeti'nin görüşlerinden büyük ölçüde uzaktı. Fakat izzet Paşa, İtilaf Devletleri'nin, bilhassa İzmir bölgesi, Trakya, malî denetim, kapitülasyonlar ve Boğazların durumuyla ilgili olarak antlaşmada bazı değişiklikler yapmaya razı olabilecekleri yolunda Ankara'ya güvence vererek, milliyetçileri tutumlarını değiştirmeye inandıracağını sanıyordu. Kabinenin de onayını alan Ahmed İzzet Paşa, İzmit ve Sapanca hattından giden telgraf hattını bağlamak ve haberleşmeyi sağlamak için, Bekir Efendi adında, Anadolu tarafından da güvenilir sayılan bir telgraf memurunu göndermişse de, Ankara Hükümeti bu memuru alıkoyarak iade etmemiştir. Sonunda kurmay yüzbaşı Neşet Bey, İnebolu yoluyla Ankara'ya gönderildi.16 Birinci Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Paşa'nın kumanda ettiği l6. Kolordu'nıın erkan-ı harbiyesinde bulunmuş olan Neşet Bey, aynı zamanda Padişahın damadı ve Tevfik Paşa'nın oğlu olan kurmay binbaşı İsmail Hakkı Bey'in başkanlığında kurulmuş olan Padişahın kurmay heyetinde de görevli idi. Neşet Bey, Anadolu ile ilişkileri gizlice devam ettirerek, sarayın tertiplerinden Anadolu'yu haberdar etmekteydi.17 İşte bu kıymetli subaya bir şifre ile sözlü talimat veren Ahmed İzzet Paşa, onu doğruca Mustafa Kemal Paşa'nın yanına gönderdi. Ankara'da yetkililerle görüşen Neşet Bey, Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin kuvvet ve kudretini ortaya koyan bir muhtıra ile birlikte, Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın bir davetnamesini getirdi. Bunda İstanbul Hükümeti'nin görüşme isteği kabul ediliyor ve görüşmenin Bilecik'te yapılması öngörülüyordu. Ayrıca İzzet Paşa'nın yanı sıra Salih Paşa'nın da gelmesi gerektiği belirtiliyordu.18
Aslında Anadolu'ya gönderilecek heyet, daha yola çıkmadan başarısızlıkla karşı karşıya idi. Çünkü, milliyetçileri Sevr Antlaşması'nı kabule inandırmak için, Yunanlıların Anadolu içlerine dek ilerlemeleri tehlikesinden başka, öne sürebileceği tehdit edici bir unsur yoktu. İşte bu sıralarda, Ankara'nın görüşmeyi
kabul eden davetnamesini alan Ahmed İzzet Paşa ve heyeti 3 Aralık 1920 Cuma günü, Haydarpaşa İstasyonundan kalkan özel bir trenle Anadolu'ya hareket etti.19 Tevfik Paşa'nın, Padişahın ve hatta İstanbul'daki yüksek komiserlerin bütün umutları, bu heyetin üzerinde toplanmış bulunuyordu. Heyet 5 Aralık 1920'de Bilecik'te, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ile görüştü. Fakat bu görüşme İzzet Paşa için büyük bir hayal kırıklığı mahiyetinde oldu. Çünkü Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti temsilcilerine karşı çok sert bir tavır takındı. Kendisini, "Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti Reisi" olarak takdim eden Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti'ni ve kendilerini o hükümetin üyesi olarak tanımadığını; dolayısıyla kendileriyle memleket meseleleri üzerinde konuşma yetkileri olamayacağını söylemiştir.20 Birkaç saat süren görüşmelerden sonra Ahmed İzzet Paşa, "Kuva-yı Millîye'nin hareket tarzını ve siyasetini haklı bulduklarını, kendilerinin hatalı düşündüklerini, Ankara'nın izlediği yolda yürümeye devam etmesini ve Anadolu ile hemfikir olduklarını" söyledi.21 Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul Heyeti ile uzlaşmak niyetinde olmadığı ortadaydı. Hatta müzakere esnasında Damat Ferit Hükümeti'nin kendi işine daha çok yaradığını, çünkü onun hakkındaki genel nefretin kendileri için kuvvet, İstanbul'da halkın güvenini kazanmış kimselerin kabine kurmasının ise zayıflık olduğunu açıkça ifade etmişti.22 Saatler süren görüşmelerden bir netice alınamaması üzerine, beklemekte olan trenle Ankara'ya hareket edildi. 6 Aralık 1920'de "Zoraki misafirlerle" birlikte Ankara'ya gelindi. Heyet üyeleri, istasyonda Mustafa Kemal Paşa'nın da bulunduğu bir topluluk tarafından fevkalade bir coşkuyla karşılandı. Hüseyin Kazım Bey'i, Ahmed Ferid Bey defalarca kucaklamış, Hamdullah Subhi Bey ise, "Hakan Kokusu Getirdiniz." diye bağırmıştır.23 İzzet ve Salih Paşa ile diğerlerinden Anadolu'da istifade etmeyi düşünerek, haysiyetlerini korumak istediğini ifade eden Mustafa Kemal Paşa, Ankara'ya gelir gelmez Anadolu Ajansı'na verdiği resmî tebliğde, "Zulüm gördükleri için, B.M.M. Hükümeti ile görüşmelerde bulunmak bahanesiyle İstanbul'dan çıkan ve İngilizlerce göz hapsinde tutulan vatansever aydınlardan İzzet Paşa ile beş arkadaşının, memleketin hayır ve selameti için, daha faydalı ve etkili bir şekilde çalışmak üzere Anadolu'ya katılmış olduklarını" ilan ettirdi.24 Mustafa Kemal Paşa, bu sıralarda İzzet Paşa heyetinin Anadolu'da bulunmasının Millî Mücadele'ye ne denli zarar verebileceğini sezmişti. Fakat, bu görüşme isteğini kabul etmemezlik de yapamazdı. Ayrıca, İzzet Paşa heyetini Moskova'ya karşı bir koz olarak da kullanabilirdi. Çünkü o sıralarda Bolşevikler, İttihat ve Terakki ileri gelenleriyle ve Mustafa Kemal Paşa'nın yerini almaya hazırlanan Enver Paşa ile birtakım planlar içerisindeydiler.25 Üstelik o sırada Ruslar'dan büyük ölçüde silah ve mühimmat yardımı beklendiğinden, onları gücendirmemek için Bolşevik yanlısı görünmek siyaseti izlendiği anlaşılmaktadır.26 Bir başka tehlike de, Anadolu'ya bir barış heyetinin geldiği öğrenilirse, o sıralarda henüz toparlanmakta olan ordunun morali bozulabilirdi. Diğer taraftan, İzzet Paşa ve arkadaşlarının Millî Harekete katılmaya geldikleri Anadolu'ya duyurulursa, halkın morali yükseltilmiş olurdu. Kanaatimizce Mustafa Kemal Paşa, sadece İstanbul Hükümeti'ni değil, Padişahı da tanımıyordu. Bunu o sıralarda, hem de önemli görevlerde bulunmuş bir askere söyleyemezdi. Halbuki İzzet Paşa'nın Anadolu'ya Millî Mücadele için geldikleri yazılmış olsa, elbette durum çok farklı olacaktı. Son derece titiz ve haysiyet sahibi bir asker olan İzzet Paşa'yı, böyle bir beyanatın, kendisine haber verilmeden hazırlanarak ajanslar vasıtasıyla ilan ettirilmesi son derece üzmüştü.27 Neticede İstanbul Hükümeti ile Ankara arasında tam bir anlaşmaya varılamamakla birlikte, Mustafa Kemal Paşa, İzzet Paşa heyetinin Ankara'daki misafirlik müddetini uzatmaya karar verdi. Bütün hareketlerinde serbest olmakla beraber, Ankara'dan çıkmalarına izin verilmeyen, "herkesin büyük umut bağladığı" bu heyet bir çeşit rehin halini almıştı. Ankara, bilhassa dost ve düşman tarafından saygı duyulan bir asker olan İzzet Paşa'nın İstanbul'a dönmesini istemiyordu. Onun çalışmalarına Ankara'da devam edeceği inancı hala yaşatılıyordu. Fakat, İzzet Paşa bir türlü bu doğrultuda bir karara varamadı.İSTANBUL VE ANKARA ARASINDA YAKINLAŞMA ÇABALARI
Birinci İnönü Savaşı'nın kazanılması T.B.M.Meclisi gerçeğini İngilizlere kabul ettirmişti. Üstelik İngilizler işgal altında bulundurdukları Musul-Kerkük yöresinde de yerli halkın direnişiyle karşılaşmışlardı. Bunun üzerinde Türklerle uzlaşmaya varılmasının gerekli olduğunu gören İtilaf Devletleri, "Şark Meselesi"nin çözümünü görüşmek üzere, 21 Şubat 1921'de Londra'da kendi delegeleriyle, Osmanlı ve Yunan hükümetleri delegelerinden meydana gelen bir konferansın toplanmasına
karar verdiler. 26 Ocakta Sadrazam Tevfik Paşa'ya durumu bildirdiler. Tevfik Paşa, 27 Ocakta bu gelişmeleri Mustafa Kemal Paşa'ya bildirdi. Bu davetin en ilginç tarafı, konferansta Osmanlı Hükümeti'ni temsil edecek heyete, Anadolu temsilcilerinin de katılması şartının açıkça belirtilmesiydi. Fakat Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'da Tevfik Paşa'ya gönderdiği telgrafta, Türkiye'nin kaderini elinde bulunduran meşru ve müstakil yegane kuvvetin T.B.M.M. olduğunu, İstanbul'da herhangi bir heyetin, hiçbir bakımdan meşru ve hukukî durumu olamayacağını, millet ve memleket adına meşru ve muhatap hükümetin Ankara'da olduğunun kabul ve ilan edilmesini istedi.28 Ayrıca 28 Ocakta gönderdiği bir başka telgrafta da, Padişahın T.B.M.Meclisi'ni tanıdığım bir "Hatt-ı Hümayunla" ilan etmesini istemiş ve bu takdirde ise İstanbul'da artık bir hükümetin mevcut olamayacağını belirtmiştir.29 T.B.M.Melisi'nin konferansa dolaylı yoldan çağrılmasını tabiî karşılayan Tevfik Paşa, İtilaf Devletleri'nin Anadolu delegelerinin de konferansta bulunmasını şart koşmalarını memnuniyet verici bir gelişme olarak kabul etmiştir. Tevfik Paşa'ya göre, Ankara ile İstanbul'un birleştikleri ilan edildikten sonra, söz konusu durum bir şekil meselesinden ibarettir.30 Tevfik Paşa Hükümeti'nin İstanbul ve Anadolu'nun birleşmesi için çalıştıklarını kabul eden Mustafa Kemal Paşa, Tevfik Paşa'nın Anadolu'yu İstanbul Hükümeti'ne bağlama gayretleri içinde olduğunu, Anadolu'nun mücadelesini inkâr etmemekle beraber, meydana gelen gelişmeleri İstanbul'un kendisine pay çıkarması olarak değerlendirmiştir.31 Bu sırada Ankara'da bulunan Ahmet İzzet Paşa'nın, 30 Ocak 1921 tarihinde İstanbul'a gönderdiği ve Ankara'yı destekler izlenimini veren telgrafı da iki tarafın uzlaşmasına yetmemiştir.32 Ankara Hükümeti üyelerinden bazıları İzzet Paşa'yı ziyaret ederek, heyeti Anadolu'da kalmaya teşvik etmişlerdi. Hatta bir aralık bu paşalara boş olan Trabzon milletvekillikleri bile teklif edilmiş, ancak onlar bunu kabulden çekinerek reddetmişlerdi.33Yazışmalar bir sonuç vermemekle beraber, İstanbul ve Ankara arasında bir yakınlaşmanın ortaya çıktığı inkar edilemez bir gerçektir. Nitekim, Yunanlılar'ın 21 Şubat 1921'de 70-80 bin kişilik bir kuvvetle saldırıya geçeceğinin haber alındığını Mustafa Kemal Paşa'ya bildiren Tevfik Paşa, kendisi
ve arkadaşları hakkında daha önce alınmış olan idam kararlarını kaldırdığı gibi, milliyetçiler için kullanılması yasak olan bey ve paşa gibi unvanların yeniden kullanılmasını serbest bıraktı.34 Bundan başka, 18 Nisan 1920 tarihli Kuva-yı İnzibatiye kararnamesinin "Askerî tekaüd ve istifa kanununun ahkâm-ı umumîyesine aykırı ve hazinenin tahammülü fevkinde bazı müsaedatı ihtiva ettiği" gerekçesiyle bu kararnamenin iptalinin gerekli olduğuna dair Harbiye Nezareti'nin 20 Mart 1921 tarihli tezkeresi üzerine35, 31 Mart 1921 tarihinde toplanan Vükela Meclisi, almış olduğu kararla bunu uygun görerek, söz konusu kararnamenin ilgasına karar vermiştir.36 Bunun yanı sıra Ankara Hükümeti'nin Anadolu'daki merkezler üzerindeki müdahalelerine göz yumulduğu, ancak temkinli hareket edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim, Nazilli'deki Düyûn-ı Umumiye müfettişliğinden atfen, İzmir'deki Düyûn-ı Umumiye müfettişliğinden bildirildiğine göre, Ankara Hükümeti, memur maaşlarının Düyûn-u Umumiye'ye ait hububat aşarından aynen ödenmesi için Aydın Mutasarrıflığı'na emir vermiştir. İstanbul Hükümeti her ne kadar bu durumu onaylamamışsa da, gönderilen talimatla, "Şayet cebren hububat alınacak olursa, Düyûn-ı Umumiye idarelerince mazbata tanzim edilmesini ve alınan (Emval-i aşariyeye) mukabil makbuz alınması gerektiği hususu hatırlatılarak, daha sonra merkezî idare ve mülhikata gönderilecek olan söz konusu tebligatın talimata uygun bulunduğu belirtilmiştir.37Diğer taraftan, Ankara Hükümeti, Hariciye Vekili Bekir Sami Bey başkanlığındaki bir heyeti 6 Şubat 1921 tarihinde Londra'ya gitmek üzere yola çıkardı. Bu zata Meclisin de onayı ile Yunus Nadi ve eski mutasarrıflarından Sırrı Bey'ler yardımcı olarak katıldı. İzzet Paşa Heyeti ile Ankara'ya gelmiş olan Hariciye Nezareti Hukuk müşaviri Münir Be
y'in müşavir sıfatıyla heyete katılmasının arzu edilmesi üzerine, bunu memnuniyetle karşılayan Ahmed İzzet Paşa, kendisine Ankara delegelerine refakat ettiğini bildiren bir de varaka verdi.38 Ankara Heyeti Roma'ya vardığı sırada, İtilaf Devletleri temsilcileri T.B.M.Meclisi Hükümeti'ni resmen Londra Konferansı'na davet ettiler. 24 Şubat'ta hasta olduğu için toplantıya katılamayan Tevfik Paşa'nın yerine konuşan Reşid Paşa'nın Ankara ile fikir birliğine varılmış olduğunu söylemesi, İstanbul ile Ankara'nın Türkiye'nin mukadderatı üzerinde anlaştıklarının açık bir ifadesi olmuştur. Mustafa Kemal Paşa da Bekir Sami Bey'e çektiği telgrafta aynı hususa işaret ederek, İstanbul ile anlaşmayı men edecek bütün engel ve güçlüklerin bertaraf edilmesini tavsiye etmiş ve vatanın "Halası ve selameti" önünde bütün anlaşmazlıkların ortadan kalkması gerektiğini bildirmiştir.39 Bu sırada Sadrazam Tevfık Paşa'dan heyetin dönüşünü emreden bir şifre telgraf geldi.Ancak, yanlarında hükümetin bir kontrol memuru bulunduğundan istedikleri gibi yazmaktan men edildikleri için buna cevap veremediler. Bir süre sonra Harbiye Nazın Ziya Paşa, yüzbaşı Neşet Bey'i Ankara'ya göndermişse de, İzzet Paşa heyeti yine kontrol altında cevap vermekten kaçındılar.40 Bu sırada Londra Konferansı'nda söz alan T.B.M.M. üyeleri Sevr Antlaşması'nı tanımadıklarını, dolayısıyla Misâk-ı Millî esasları üzerinde görüşebileceklerini bildirdiler. Fakat İtilaf Devletleri Türk gerçeğini görmek istemeseler de, T.B.M.Meclisi'nin varlığını kabul etmek zorunda kaldılar. Böylece 12 Mart 1921'de sona eren Londra Konferansı'ndan bir sonuç çıkmadı. Zaten Yunanlılar 25 Mart 1921'den itibaren Batı Anadolu'da yeniden taarruza geçtiler. Ancak Yunan ordusu 1 Nisan 1921'de bir kez daha "İnönü"de yenilgiye uğradı. Ankara'da ve tüm yurtta sevinç sonsuzdu. Ahmed İzzet Paşa bile, tüm sıkıntılarını unutmuş bir halde, karargaha giderek, bu umumî sevince katılmış ve hepsi eski öğrencileri olan bu genç insanları kutlamıştı.41 Millî Mücadele'yi başından beri destekleyen İstanbul halkı, II. İnönü zaferi ile birlikte coşmuş ve mitingler düzenleyerek zaferden duyduğu büyük sevincini dile getirmiştir. Anadolu'daki gazilere ulaştırılmak üzere açılan yardım kampanyalarına Padişah başta olmak üzere hemen bütün hanedan mensupları katılmıştı. Ayrıca İstanbul'un büyük camilerinde, şehit düşen askerlerimizin ruhları için mevlidler okutulmuştur.42
İnönü Zaferi, Çerkes Ethem ve diğer çetelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne karşı başlattıkları hareketin susturulması, Bolşeviklerin uzaklaştırılmasından sonra, durumunu daha da sağlamlaştıran Ankara Hükümeti, artık İstanbul'la irtibatı kesmek hususunda eskisi kadar aşırılık göstermiyordu. Nitekim 1 Nisan 1921'de İnönü'de ikinci bir zafer kazanılması ve Yunan kuvvetlerinin Karadeniz sahillerindeki mevkilerinden
çekilmeleri üzerine İngiliz işgal kuvvetleri kumandanlığının aracılığı ile Şile üzerinden yeni bir hat temin edilmişti. Böylece 16 Nisan 1921 tarihinde İstanbul ile Ankara arasındaki resmî telgraf haberleşmesi yeniden başlamış oldu.43MÜZAKERE HEYETİNİN İSTANBUL'A DÖNÜŞÜ
Bilindiği üzere İzzet Paşa Heyeti Ankara'ya geldikten birkaç gün sonra, Ankara Kabinesi onları ziyaret ederek, Millî Harekete katılmalarını ısrarla rica etmişti. Ahmed İzzet Paşa, "Anadolu'daki Millî Harekete tamamen katıldıklarını, zaten bunun için Ankara'ya gelmiş olduklarını; fakat dava için İstanbul'da çok daha faydalı olabileceklerini söyleyerek, geri dönmek istediklerini" söylemişti.
44 Nihayet Ankara Hükümeti, Ahmed İzzet Paşa Heyeti'nin İstanbul'a dönmesine karar verdi. Bu kararın alınmasına Mustafa Kemal Paşa'nın karşı çıkmadığı anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal Paşa, Ahmed İzzet ve Salih Paşaların Millî Mücadele için zaten faydalı olamadıklarını, aksine Ankara'da bir yük teşkil ettiklerini, fazla olarak bazı "Menfi cereyanlara" da sebep teşkil ettikleri anlaşıldığından, kabinenin bu paşaların İstanbul'a dönmelerinde bir mahzur görmediğini ileri sürmektedir. Ahmed İzzet ve Salih Paşaların vermiş olduğu sözlü teminata güvenmeyen Mustafa Kemal Paşa, döndüklerinde mutlaka İstanbul Hükümeti'nde tekrar görev alarak Ankara'yı rahatsız etmeye devam edeceklerine inanıyordu,46 Ayrıca İzzet Paşa'nın varlığı T.B.M.Meclisi'nde bulunan muhalif gruplara umut kaynağı olmaya devam ediyordu. İttihatçılara meyilli veya vekiller heyetinde muhalif olan grupların İzzet Paşa'yı sık sık ziyaret ederek, Anadolu'da kalmasında ısrar etmeleri, Mustafa Kemal Paşa'yı son derece tedirgin etmeye başlamıştı.47 Bunun üzerine Paşalar, "Hey'et-i Vekile" nezdine çağrılarak, kendilerinden, "İstanbul'a gider gitmez kabineden istifa edeceklerine" dair bir taahhüdname yazıp imzalamaları istendi. Kendilerine uzatılan senetleri imzalayan Ahmed İzzet ve Salih Paşalar 7 Mart 1921 tarihinde Ankara'dan hareket ettiler. Gelişlerinde büyük bir coşku ile karşılanan bu iki güzîde askere, dönüşlerinde yanlarına hiçbir resmî görevli verilmediği gibi, yol esnasında da istirahat: imkânları sağlanmakla birlikte, hiçbir merasim yapılmamasına da özen gösterilmiştir.48Ahmet İzzet ve Salih Paşalar 18 Mart 1921'de İstanbul'a geldiler. Ertesi günü kabine toplantısına katılan paşalar, Ankara'da iken vermiş oldukları söze uyarak, hükümetteki görevlerinden istifa ettiler. Sadrazam Tevfik Paşa'nın Londra'da olması sebebiyle, istifayı kabul etmeyen Ali Rıza Paşa, Ahmed izzet ve Salih Paşalara sadrazamın d
önüşünü beklemelerini istedi. Fakat istifada kararlı olan İzzet Paşa, bu tarihten sonra Dahiliye Nezareti'ne gitmediği gibi, kabine toplantılarına da katılmadı. Heyet üyeleri Kuva-yı Millîye'nin yaşamasına, yükselmesine, başarısına hizmet etmeye, İstanbul'da Anadolu için zayıflık sebebi olacak kötü bir kelime telaffuz etmemeye karar vermişlerdi. Basına verdikleri beyanatlarda, kendilerinden beklenen vazifeyi başaramadıklarından dolayı istifa ettiklerini açıklamışlar, Ankara aleyhinde herhangi bir ifade beyan etmemişlerdi.4 Sonuçta Tevfik Paşa'nın 14 Nisan 1921 tarihinde İstanbul'a dönmesinden kısa bir süre sonra, 23 Nisan 1921'de Ahmed İzzet ve Salih Paşaların kabinedeki görevlerinden istifalarına dair irade de çıkmış oldu. 50
İstanbul Hükümeti'nin Anadolu Harekatı lehindeki icraatlan bundan sonra da devam etmiştir, Nitekim Kuva-yı Millîye hareketi, Divân-ı Harb-i Örfîce bir mesele olarak ele alınmış olmasına rağmen, 30 Nisan 1921 tarihinde toplanan Meclis-i Vükela'da, "Vatan müdafaası uğrunda teşekkül etmiş bıı kuvvet ile alakadar olan kişiler hakkında, ta'kibat icrasının adalete uygun düşmeyeceği, bu kabil davaların tümünün düşürülmesi ve meydana gelen hadiselerin nezaketine binaen, söz konusu hacizlerin kaldırılması lüzu
muna dair", 1. Divân-ı Harb-i Örfî tarafından gönderilen yazı ve izni ihtiva eden Harbiye Nezareti'nin tezkereleri okunmuştu.51 Bu gelişmeler üzerine Meclis-i Vükela, bu mesele dolayısıyla şimdiye kadar mağdur olan şahıslar hakkında gerekli bilgileri gösteren bir defterin gönderilmesini Harbiye Nezareti'nden istedi.52 Böylece Kuva-yı Millîye ile alakadar olmalarından dolayı gıyaben mahkûm olanlarla, o sırada mahkemeleri yapılmakta olan şahısların isimlerini ihtiva eden Birinci Divân-ı Harb-i Örfi başkanlığınca tanzim edilen üç kıta defterin gönderildiğini havi Harbiye Nezareti'nden cevaben gelen 25 Mayıs 1921 tarihli tezkere üzerine, Meclis-i Vükela 1 Haziran 1921 tarihinde yeniden toplandı. Alınan karar gereğince, söz konusu defterde ismi bulunanların suçları ve mahkûmiyetlerinin ne olduğu veya tutuklanmalarına dair hiçbir işaret olmadığı gibi, kısmen mevcut olanları dahi istenilen işlem için yeterli görmemişti.53 Ayrıca Kuva-yı Millîye ile alakadar olmalarından dolayı tutuklanmış veya tutuklanmadan mahkemeleri görülmekte olanlarla, henüz mahkemeleri yapılmayan, fakat mahkemeleri görülmek üzere tutuklu bulunanların ve mahkûm edilerek hapse girenlerin isimleri, ne gibi suçları olduğu ve ne zamandan beri tutuklu veya hapiste bulunduklarını belirten bir defterin hazırlanarak gönderilmesi Harbiye Nezareti'nden istenmişti.54 Görüldüğü üzere, Tevfik Paşa Hükümeti'nin bu ve benzeri hususlarda almış olduğu kararlar, Damat Ferit Hükümetlerinden çok farklı bir tutum ve icraat içinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.Bu arada Franklin-Bouillon Ankara'ya gitmek üzere İstanbul'a gelmiş ve isteği üzerine Ayan dairesinde Ahmed İzzet Paşa ile bir görüşme yapmıştı. İzzet Paşa'dan Mustafa Kemal Paşa'ya iletilmek üzere bir de "Tavsiye Mektubu" alan bu zatın şahsında Fransa ile 20 Ekim 1921'de Ankara Antlaşması yapılmıştır.55 Bu gelişmelerin yanı sıra sahillerimizin abluka altına alınacağı, İstanbul'un hareket üssü olarak Yunan işgali ne verileceğinden söz edilmeye başlanmıştı. Siyasî durumun gittikçe önem kazanması üzerine, Paşaların tekrar kabineye girmeleri için ısrar edilmeye başlanmıştı. Nihayet 12 Haziran 1921 tarihli irade-i seniyye ile Ahmed İzzet Paşa Hariciye Nezareti'ne, Salih Paşa ise yeniden Bahriye Nezareti'ne tayin edildiler.56 Ancak büyük eleştirilere uğradılar. Ahmed İzzet Paşa, "Verdikleri senedin hiçbir kayıd ve şarta bağlı olmadığını, bu senede göre istifayı vaad ettiklerini, fakat sonsuza kadar devlet hizmetinden ayrılıp vazgeçtikleri sözünü vermediklerini" söylemektedir.57 İzzet Paşa'nın İstanbul kabinesinde yeniden görev kabul etmesi, bilhassa Ankara Hükümeti nazarında çok sert eleştiriler almasına sebep olmuştur. Avrupa kamuoyunun siyasetimize olumlu etkileri ve İzmir'in tahliyesinin gündeme geldiği sırada ortaya çıkan bu gelişme, Mustafa Kemal Paşa'ya göre, Anadolu'daki gelişmelerin ve başarıların gözardı edilerek, İstanbul adına pay çıkartılması demekti. İzzet Paşa'nın yeniden görev kabul etmesine bir süre ses çıkarmayan Mustafa Kemal Paşa, 28/29 Haziran 1921 gecesi çekmiş olduğu telgrafla, Paşaları Ankara'da iken vermiş oldukları söze uymamakla itham etmiştir.58 Ancak bu noktada bazı sorular akla gelmektedir. Eğer iddia ettikleri gibi bu paşalar, Ankara'da, "İstanbul'a döndüklerinde istifa edip, kabinede bir daha görev almayacaklarına" dair söz vermişlerse, tekrar görev almak için neden dört ay beklediler. Şayet, İstanbul'a döndüklerinde kabineden istifa edeceğiz diye söz vermişlerse, her ikisi de İstanbul'a döndüklerinde derhal istifa etmişlerdi. Üstelik İzzet Paşa, o günden itibaren ne kabine toplantılarına katılmış, ne de Dahiliye Nezareti'ne uğramıştı.59 Ayrıca İzzet Paşa'nın, kabinede yeniden görev alabileceğine dair Ankara'yı haberdar ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim İsmet Paşa'ya yazdığı bir mektupla, kabineye girmek zorunda kalacağını bildirmiş, fakat herhangi bir cevap alamamıştı. İkinci defa yazıp, Bekir Sami Bey'e verdiği mektup Ankara'ya iletilmemişti.60 İzzet Paşa, Hariciye Nezaretini kabul edişinin sebeplerini ihtiva eden bir telgrafı da, Mustafa Kemal Paşa'ya göndermişti. Paşa, bunda Avrupa kamuoyunda bir sükunet, yeniden lehimize ve kurtuluşa doğru bir değişimin ortaya çıktığını, bu sebeple devlete ve millete yönelebilecek bir kötülüğün önüne geçmek için hükümete girdiğini belirtmiştir.61 Ancak, Mustafa Kemal Paşa, çok daha önceden maksadını, hedefini tayin etmiş, kararını vermiş ve yolunu çizmiştir. 0 bakımdan ne İzzet Paşa'nın tutumu, ne de İtilaf Devletleri'nin tehditleri hareket tarzını değiştiremezdi ve değiştiremeyecektir de.
Bu sırada İngiltere Askerî Ateşe Vekili Rattigan, 7 Temmuz 1921'de Osmanlı Hariciye Nazırı Ahmed İzzet Paşa'yı ziyaret etti. Paşa'nın yanında Ankara Hükümeti'nin temsilcisi Hamit (Hasancan) Bey de vardı. Mustafa Kemal Paşa'nın adil bir barış için, tam bağımsızlık isteklerinin kabul edilmesini şart koşmasını "çılgınlık" olarak niteleyen Rattigan, böyle bir istekte bulunmakla Kemalistlerin akıllarını yitirmiş olduğunu söyleyince, Hamit Bey toplantıyı terk ketti.62 Bu kere Ahmet İzzet Paşa, 2 Ağustos 1921'de Hamit Bey'le birlikte, İngiliz Yüksek Komiseri Rumbolt'u ziyaret etti. Anadolu'daki savaşın bir an önce sona erdirilmesini isteyen İzzet Paşa, İtilaf Devletleri'nin Türkler lehine vereceklerini vaad ettikleri bazı imtiyazların durumunu sorunca, Rumbolt 1921 yılı başlarında Londra ve Paris'te yapılan görüşmeleri hatırlatarak kaçamak bir cevap verdi.63 Ahmed İzzet Paşa ve arkadaşlarının son derece belirsiz bir tutum sergilemesi, Rumbolt'un nazarında İstanbul ve Ankara Hükümetlerinin esas itibariyle anlaşmış olduklarını gösteriyordu. Fakat Hamit Bey'in, Ankara'nın Misâk-ı Millî üzerinde direnmeyi sürdüreceğini açıklaması üzerine, İngiliz Yüksek Komiseri, Sevr Antlaşması ve Yunan başarılarının yaratmış olduğu yeni durumu hatırlattı. Rumbolt, bu son sözlerden İzzet Paşa'nın pek sarsılmış görünmesine rağmen, Ankara ve İstanbul Hükümetleri arasında sıkı temaslar olduğunu anlamıştı.64 Ancak 6 Ağustos 1921 tarihinde, İngiliz Yüksek Komiseri Rumbolt ile olan görüşmesine, yine Ankara temsilcisi Hamit Bey'i götürmesi İngiliz yetkililerce yadırganmıştı. Rumbolt, Anadolu'daki milliyetçilerle işbirliği içinde olduğunu bildikleri İzzet Paşa vasıtasıyla, Ankara Hükümeti'nin ılımlı olmasını isteyerek, İngiliz esirlerinin salıverilmesi gerektiğini tavsiye etti. Bunun üzerine Ahmet İzzet Paşa, Rumbolt'a, Malta'da bulunan tüm Osmanlı esirleri bırakıldığı takdirde, Anadolu'daki İngiliz esirlerinin de serbest bırakılacağı cevabını verdi.65 Bu kere 24 Ağustos 1921 tarihinde Hariciye Nazırı İzzet Paşa'yı ziyaret eden Rumbolt, Yalova-Gemlik yöresinde yağmacılık hadisesi yüzünden tutuklanmış olan Hıristiyanların serbest bırakılmasını istedi. Buna karşılık mütarekeden bu yana tutuklu bulunan Müslüman Türkleri hatırlatan Ahmet İzzet Paşa, "Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa'nın ne yapacağı" şeklinde bir soruya da, "0 size başvurur". diyerek çok anlamlı bir cevap vermiştir.66
Bu sırada Yunan ordusu büyük bir saldırıya hazırlanıyordu. Ankara geniş kapsamlı bir taarruza henüz yeterince hazır değildi. Silah, cephane, iaşe, ulaşım, araç ve gereç ihtiyacı had safhadaydı. Parasızlık yüzünden İtalya ve Almanya'dan silah almak için yapılan teşebbüsler gecikiyordu. İşte bu vahim durumda, Yunan ordusu 10 Temmuz 1921'de saldırıya geçti ve İsmet Paşa komutasındaki Garp ordusu şiddetli taarruzlar neticesinde yerleştiği mevzilerden geriye atıldı. Yunan ilerle
yişi karşısında Afyon, Kütahya ve Eskişehir düştü. 21 Temmuz'da yapılan Türk karşı taarruzunun da başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, duruma müdahale eden Mustafa Kemal Paşa, ordunun daha fazla ezilmesini önlemek, yeniden toparlanmasını sağlamak için Sakarya'nın gerisine çekilme emrini verdi.67 Mustafa Kemal Paşa'nın mecliste, geri çekilmenin bir strateji gereği olduğunu açıklamasına rağmen, sert tartışmalar cereyan ediyordu. Nihayet meclis, 5 Ağustos 1921 tarihinde Mustafa Kemal Paşa'ya üç ay süreyle Başkomutanlık yetkisini veren kanunu kabul etti. Eskişehir-Kütahya muharebesinden sonra Yunanlılar, Türk ordusunu nihaî bir meydan savaşında yenip dağıtmadıkça amaçlarına ulaşamayacaklarını biliyorlardı. Bu sebeple, 14 Ağustos 1921 tarihinde ileri harekata geçtiler. 23 Ağustos'ta, bütün güçleriyle Türk ordusunun sol kanadına yüklendiler, Yirmiki gün, yirmiki gece devam eden muharebeler sonucunda, Yunan ordusu yenildi. Bu zafer, milletin ve ordunun sarsılmış olan moralini yükseltti ve Batılı devletlerin Yunan ordusuna olan güvenini sarstı. Bunun üzerine, bir taraftan İngiltere Başbakanı Lloyd George, Yunanistan'a para ve ekonomik yardım yapamayacaklarını bildirirken, diğer taraftan Fransa, Türkiye ile anlaştı ve böylece İtilaf Devletleri bloku parçalandı.(Devamı var.)
- Bu makale İstanbul'da Toplumsal Tarih Dergisi'nin Haziran 1994 tarihli sayısında yayımlanmıştır.
--------------------------------------------------------------------------
1 Ahmed İzzet Paşa, Feryadım, İstanbul 1993, II, 87.
2 Gotthard Jaeschke, K
urtuluş Savaşı ile ilgili İngiliz Belgeleri, (Çev. Cemal Köprülü), Ankara 1971,204.3 Mahmut Kemal İnal, Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar, İstanbul1953, 1996.
4 Bunlar arasında Mösyö Duque ve Franklin-Bouillon da vardı. Bk. Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser;
II, 87.5 Arnold J. Toynbee,
The Western Question iıı Grcece and Turkey, London 1922, 185.6 BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi), M. V. (Meclis-i Vükela, Mazbataları),
nr. 538; Vakit, 26 Teşrîn-i evvel 1920, s. 1035.7 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser,
II, 95.8 BOA,
ÎHB (İrade Harbiye), nr. 349548.9 Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk,
Ankara 1975, II, 386-388.10 Takvîm-i Vakayi,
26 Teşrîn-i evvel 1920, s. 3991.11 Gotthard Jaeschke,
Aynı eser, s. 205,12 Mahmud Kemal Inal,
Aynı eser, s. 1997.13 Bu mektubun
tam metni için bk. Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser, s. 329, Ek. 31.14 26 Ekim 1920 tarihli, Mustafa Kemal Paşa'dan Ahmed İzzet Paşa'ya gönderilen ve "Misak-ı Millî" kararlarını ihtiva eden tel yazısı için bk. Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Pol
itika, Ankara 1987, II, 113.15 Ahmed İzzet Paşa,
Aym eser, II, 9516 Bu hususta alınan Meclis-i Vükela kararı için bk.
M. V, nr. 14, 9 Ocak 1921.17 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser,
II, 95.18 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser, II, 96-97; Bilal Şimşir, Aynı eser,
II, 448. Neşet Bey'in Anadolu'dan dönmesinden sonra, mülazım İhsan Bey adında bir subay daha gönderilmiş, bu subay Zonguldak'a kadar gidip dönmüştür. Bundan sonra ayan Meclisi muhafız bölüğü subaylarından Halit Bey'e talimat verilerek Ankara'ya gönderilmişse de, bu subayın dönüşü uzandığından, doğrudan doğruya Ankara B.M.M. Hükümetine Babıali tarafından telgrafla müracaat edilerek Ahmed İzzet Paşa başkanlığında bir heyetin gönderileceği bildirilmiş ve bu hıısusta Ankara'nın onayı istenmiştir. Bu telgrafa Ankara'dan verilen cevapta, İstanbul heyetinin Bilecik yoluyla Ankara'ya gelmesinin beklendiği bildiriliyordu. Bk. Tarık Mümtaz Göztepe, Osmanoğullarının Soıı Padişahı Vahdeddin Mülareke Gayyasında, İstanbul 1969, s. 381.19 Metin Ayışığı, Mareşal Ahmed İzzet Paşa'nın Askeri ve Siyasî Hayatı, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 1991, s. 245.
20 Mahmut Kemal İnal, Aynı eser,
s. 1997.21 Rauf Orbay,
Rauf Orbay'ın Hatıraları, Yakın Tarihimiz, İstanbul 1964, II, s. 386.22 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser,
II, 100.23 Vakit,
17Aralık l920, s. 1085.24 Bu hususta geniş bilgi için bk. Metin Ayışığı, Aynı tez, s. 248.
25 Salahi R. Sonyel,
Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Ankara 1987, II, s. 116.26 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser, II, 101. Tevfik Paşa'nın iktidara gelmesiyle birlikte, İstanbul ile Anadolu'nun uzlaşmasından kuşkulanan Ruslar, 34 vagon mermi ve topu bir bahane ile geri çekerek, başka bir tarafa sevk etmişlerdi. Fakat bu kuşkularının yersiz olduğu hususunda ikna edilince, sevkiyata yeniden başlamışlardı. Bk.
T.B.M.Meclisi Gizli Celse Zabıtları, 1: 126, C: 2, C: II, s. 461.27 Halide Edip Adıvar,
The Turkish Ordeal, London 1928, s. 236.28 Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk,
Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1975, II, 141-142.29 Mustafa Kemal Atatürk,
Aynı eser, II, 142.30 Mustafa Kemal Atatürk,
Aynı eser, II, 143.31 Mustafa Kemal Atatürk,
Aynı eser, II, 144.32 Bu şifre telgrafın tam metni için bk. Metin Ayışığı, Aynı tez, s. 251.
33 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser,
II, 103.34 Atatürk,
Aynı eser, II, 164; Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Ankara 1990, I,274.35 BOA,
B.E.O. İHB, nr. 350808.36 BOA,
M.V. Mazbataları, nr. 98.37 BOA,
B.E.O. İHB, nr. 348144.38 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser,
II, 106.39 Vakit, 27
Aralık 1921, s. 1157 (Londra-Journal D'Orient'ten atfen).40 BOA,
M. V.Mazbataları, 9 Maıt 1921, nr. 81; Ahmed İzzet Paşa, Feryadım, II, 104.41 Halide Edip Adıvar, Ayrı eser, s.
238.42 Metin Ayışığı, "30 Ağustos Zaferi ve İstanbul'daki Yankıları",
Tarih veToplum., Eylül 1992, s. 4343 Bu husust
a geniş bilgi için bk. Metin Ayışığı, "Millî Mücadele'de İstanbul'dan Anadolu'ya Yapılan Silah Sevkiyatı ve İstihbarat Meselesi", ATA dergisi, Konya 1992, s. 87-88.44 Halide Edip Adıvar, Aynı eser,
s. 236.45 Mustafa Kemal Atatürk,
Aynı eser; II, 197.46 Mustafa Kemal Atatürk,
Aynı eser, II, 197.47 Mustafa Kemal Atatürk,
Aynı eser, II, 197; Salahi R. Sonyel, Aynı eser, II, 138.48 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser,
II, 110.Ancak, Vakit
gazetesinde yer alan bir habere göre, heyetin Ankara'dan ayrılışları sırasında başta Mustafa Kemal Paşa, kabine üyeleri, bazı milletvekilleri ve Ankara kumandanı hazır bulunmuşlardı. Bern Büyükelçisi Münir (Ertegün) Bey, Ankara Hükümeti adına Londra'da bulunduğundan dönen heyet arasında değildi. Bk. Vakit, 20 Mart 1921, s. 11774
9 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser, II, 111.50 BOA, B.E.O.
İsti'zan-ı İrade-i Seniyye, nr. 350974.51 BOA, M.V. Mazbatalan, nr.128.
52 BOA,
Aynı helge, nr. 128.53 BOA,
M.V. Mazbataları, nr. l64.54 BOA,
Aynı belge, nr. 164.55 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser,
II, 113. Ahmed İzzet Paşa tarafından Franklin-Bouillon'a verilen 27 Mayıs 1921 tarihli bu mektubıın tam metni için bk. Aynı eser, s. 362, ek. 42.56 BOA, DUlT (Dosya Usulü Iradeler), D. 4, nr. 28-12.
57 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser, s.
115.58 İzzet Paşa'nın bu hususta Mustafa Kemal Paşa ile yapmış olduğu telgraf haberleşmesi için bk. Aynı eser, s.
362-366, Ek. 43, 44, 45.59 Bu durum basının da dikkatini çekmiş olmalı ki, İzzet Paşa basına, istifası, kabine toplantılarına ve Dahiliye Nezareti görevine devam etmeyişinin sebeplerini açıklamak zorunda kalmıştı. Bk.
Vakit, 9 Nisan 1921, s. 119860 Ahmed İzzet Paşa, Aynı eser, II, 113. 61) Bu telgrafın tam metni için bk. T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, XVIII,"62.
62 Metin Ayışığı, Aynı tez,
s. 264.63 Bilal N. Şimşir, Aynı
eser, III, 575.64 Bilal N. Şimşir, Aynı eser,
III, 576.65 Bilal Şimşir, Aynı eser,
III, 585; Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İngiliz Belgeleri, (Çev. Cemal Köprülü), Ankara 1971, s. 193.66 Bilal N. Şimşir, Aynı eser,
III, 6l7-6l8.67 Mustafa Kemal Atatürk,
Aynı eser, II, 204.