MİLLÎ MÜCADELE'DE İSTANBUL'DAN ANADOLU'YA YAPILAN SİLÂH
SEVKIYATI VE İSTİHBARAT MESELESİ
Dr. Metin AYIŞIĞI*
Türkler lehine tek bir hükmü bile
bulunmayan Mondros Mütârekesi'nin, sadece yedinci ve yirmi dördüncü
maddelerinin ortaya koyduğu olumsuz durum, bunun bir ateşkesten çok, bir
devleti yıkmak, bir milleti yok ölmek an lamına geldiğinin açık ifadesi idi.
Çünkü İtilaf Devletleri yedinci maddeye dayanarak, memleketin herhangi bir
yerini kendi güvenliklerini tehdit ede çek durum olduğu gerekçesiyle işgal
hakkını elde etmişler, Yirmi dördüncü madde ile de, Doğu Anadolu'da bir
Ermeni Devleti kurulması için zemin ha zırlamışlardır. Ayrıca Yunanlılar'ı
Anadolu'yu işgale teşvik etmişlerdir. Bu bakımdan Osmanlı Devleti,
Mondros'ta, şartları daha önceden tespit edilmiş bir mütareke ile karşı
karşıya kalmış ve hatta imzalamaya mecbur bırakılmıştır. Büyük devletler,
mütareke şartlarını istedikleri şekilde yönlendirdikleri gibi, verdikleri
sözü de tutmamışlardır. 1917'de Rusya'da meydana gelen Bolşevik ihtilali,
galiplerden birini safdışı bırakmış olarak, Boğazlar ve İstanbul'un statüsü
hususunda yeni boyutlar kazandırmıştır. Buna ilaveten İngiltere'nin izlemiş
olduğu siyaset Fransız ve İtalyanları rahatsız etmiş, hatta kızdırmıştır.
Mondros Mütarekesi'ni imzalamak zorunda bırakılan Osmanlı Hükümeti' nin başı
olan sadrâzam Ahmet İzzet Paşa ise, memleketin içinde bulunduğu bu zor
şartlar altında bir şeyler yapabilmek için çırpınmaktaydı. Hemen birçoğu
talebeleri olan memleketin güzide evlatlarını ülkenin kilit noktalarına
yerleştirebilmek için yoğun çaba sarf ediyordu. Nitekim Adana'da bulunan
Mustafa Kemal Paşa'yı Harbiye Nezareti emrine almış, Yusuf İzzet Paşa'yı
karargâhı Bandırma'da bulunan 14. kolordu kumandanlığına, Cevad (Çobanlı)
Paşa'yı Erkân-ı Harbiye-i umûmiye Riyasetine , 3. kolordu kumandanı miralay
İsmet Bey'i Harbiye Nezareti müsteşarlığına tâyin etmiştir . 31 Ekim 1918'de
de Birinci Kafkas kolordusunu lâğvederek, Kâzım Karabekir Paşa'yı Harbiye
Nezareti emrine almıştır . Ancak, Karabekir Paşa İstanbul'a geldiği sırada
Ahmet İzzet Paşa Hükümeti istifa etmiş tir. Bilindiği üzere bütün bu
kumandanlar Millî Mücadele'de unutulmaz hizmetler vermişlerdir.
Mondros Mütarekesi ile ordunun elindeki silahların azaltılması söz konu su
olduğu için, İtilaf Devletleri Osmanlı Hükümeti'ne baskı yapmaya
başlamışlardı. Zamanın Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi Fevzi (Çakmak) Paşa,
General Milne'e 27 Ocak 1919'da gönderdiği bir tahriratta, Türk ordusunun
elinde kalmasını teklif ettiği silahların 40801 piyade tüfeği, 756 makineli
tüfek, 632 top olarak tespit edilmesini istemişti. Uzun müzakerelerden sonra
29 Mayıs 1919'da tüfek sayısı her ne kadar 50878 olarak tespit edilmişse de,
makineli tüfek sayısı 240'a, top sayısı da 256'ya indirilmiştir. Bunun
dışında kalan silahların İtilaf Devletleri'ne teslimi istenmiş ve öyle de
yapılmıştır . Böylece Millî Mücadeleye girişte, Türk ordusunun savaş güç ve
yeteneğinin ne ölçülerde düşürüldüğü hususunda genel bir kanaate varabilmek
için, Mart 1919 sonuna değin İtilaf kuvvetlerine teslim edilmiş bulunan
silah ve cephanenin dökümüne bir göz atmak gerekir :
Teslim edilen top sayısı 533, sürgü kolları dahil teslim edilen tüfek sayı
sı 186000, piyade cephanesi 23027713 adet. Elde kalan top sayısı 945, tüfek
sayısı 324476, makineli tüfek 987, piyade cephanesi 165927 sandık . Türk
ordusuna bırakılan silah ve cephanenin çok büyük bir kısmı İstanbul'da
depolanmıştı. Anadolu'da dağınık bulunan birliklerdeki silahlarla ancak 3-4
tümen donatmak mümkündü. Bunların içinde ise, en düzgün ve malzeme
bakımından en iyi durumda olanı merkezi Erzurum'da bulunan 15. kolordu idi.
Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı sırada, Anadolu'daki diğer
birliklerle birlikte genel ordu mevcudu 30 - 35 bin muharip dolayındaydı.
Böylesine güçsüzleştirilmiş bir ordu ile uzun sürecek bir İstiklâl Savaşına
girişmek mümkün değildir. Türk ordusunun bu büyük mücadeleyi kazanabilmesi
için önemli sayıda insan ve cephaneye ihtiyacı vardı. Bunu sağlamak için
uygulamaya konulan tedbirlerin en önemlisi, İstanbul'da İtilaf
Devletleri'nin elinde bulunan çok büyük miktardaki silah ve malzemeyi
Anadolu'ya kaçırmaktı. Ancak işgal altında bulunan bir memleketin yeniden
bağımsızlığına kavuşabilmesi, etkin ve yaygın bir istihbarat ağının
olmasına, iyi bir teşkilatın kurulmasına bağlıdır. Bu gizli teşkilatların
İstanbul'da kurulup, faaliyette bulunmasının sebebi, İtilaf Devletleri
kumandanlıklarının, Osmanlı Devlet dairelerinin ve büyük ölçüde silah
depolarının İstanbul'da bulunması idi. Toprakları düşman işgaline uğramış
her memlekette kurulmuş olan mukavemet teşkilatları her şeyden evvel iyi bir
istihbarata muhtaçtır. İstanbul'un bir çok semtinde millî teşkilatlar
kurulurken, bu ihtiyaç göz önünde tutularak, değerli ve yetenekli
şahsiyetler, işgal kuvvetlerinin içine, bürolarına, üst düzey mevkilerine
kadar sızmışlardı. Bu teşkilatların amacı, İtilaf Devletleri'nin içimizde
meydana getirmeye çalıştıkları nifakları bertaraf ederek, silah ve
cephaneden başka subay kaçırmak, Kuvâ-yı Millîyeyi her su rette desteklemek,
bilhassa güvenilir kaynaklardan bilgi toplayarak Ankara' ya ulaştırmaktı.
İstanbul'da İtilaf kuvvetlerinin kontrolünde Kuvâ-yı Millîye'nin ihtiyaç
duyduğu çok miktarda silah, cephane ve her çeşit malzeme bulunuyordu. Bunun
yanısıra Anadolu'da hizmet görebilecek birçok subay da Kuvâ-yı Millîye'ye
katılabilmek için fırsat ve imkân arıyordu. Bu bakımdan İstanbul
kaynaklarından geniş ölçüde faydalanmak, İstanbul'da çeşitli çevrelerdeki
hadiseleri zamanında öğrenmek, millî ordunun ikmalinde, sevk ve idaresinde
önemli bir yer tutuyordu. Bu hususlar göz önünde tutularak, Ankara'da
T.B.M.M. Hükümeti kurulur kurulmaz Millî Müdafaa Vekaletiyle, Erkân-ı
Harbiye-i Umûmiye Reisliği İstanbul'da çok güvenilir subay ve şahsiyetler
den gizli bir teşkilat kurmuşlardı. Ayrıca 13 Kasım 1918'de İstanbul'da
kurulan "Karakol" cemiyetinin varlığının İngilizler tarafından öğrenilmesi
üzerine, "Zabitan Grubu" adı altında yeniden faaliyete geçmiş, Ekim 1921'den
itibaren "Yavuz Grubu" adıyla faaliyetine devam etmiştir. Nihayet 23 Eylül
1920'de İstanbul'da gizli olarak kurulan "Hamza Grubu" Ankara'nın tasvip ve
emri ile resmen teşekkül etmiş, daha sonraları "Mücahid, Muharip ve Felah
Grubu" isimleriyle 26 Ekim 1923'e kadar faaliyetine devam etmiş tir.
İstanbul'da gizli olarak kurulan Millî Müdafaa Teşkilatı ise, 3 Mayıs
1921'de Ankara Hükümeti tarafından resmen kabul edilmiş, teşkilatın başına
getirilen süvari miralayı ve İstanbul Merkez Kumandanı Esad Bey doğrudan
doğruya Ankara Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti ile haberleşerek çok
kıymetli bilgiler vermiştir .
Mondros Mütarekesi'ne göre Teşkilât-ı Mahsusa"nın da lâğvedilmesi
gerekiyordu. Fakat sadrâzam müşir Ahmed İzzet Paşa, "Felah Grubu" olarak
Millî Mücadelede de büyük hizmetleri görülen bu teşkilatın gizli olarak
çalışmasına yardımcı olmuştur. Gerçekten Enver Paşa memleketi terk etmeden
önce, "Teşkilât-ı Mahsusa" başkanı miralay Hüsamettin (Ertürk) Bey'e son
talimatını vermiş bulunuyordu. Buna göre teşkilât resmen lâğv edilecek,
fakat hakikatte çalışmalarına devam edecekti. İtilaf Devletleri'ne karşı
böyle olması gerekiyordu. Bu hususta Ahmed İzzed Paşa ile konuşularak
mutabık kalındı. Böylece teşkilata lâzım gelen bütün yardım yapılacak, hatta
"mesture" den para da verilecekti . Nitekim miralay Hüsamettin Bey, gizli
teşkilattakilerle anlaşarak, Teşkilat-ı Mahsusa emrindeki depolarda bulunan
silah ve cephaneyi ani baskınlarla boşaltarak Anadolu'ya sevk etmiştir. Bu
durumdan Sadrâzam ve Harbiye Nazırı Ahmed İzzet Paşa'nın da haberi vardı.
Nitekim, o zamanki Beyoğlu İnzibat Karakol kumandanı yüzbaşı Kalkandelenli
Hasan Tahsin Bey, yüzbaşı Razi (Yalçın) Bey'i Beyoğlu inzibat karakoluna
tâyin ettirmişti. İngilizler de İstanbul Hükümeti'ne sâdık bir subay
sandıkları bu zâta kendi istihbarat teşkilatlarında görev vermişlerdi. Bu
çok değerli vatansever, İngilizlerden elde ettiği bilgileri gidip Ahmed
İzzet Paşa'nın kardeşi ve o tarihte süvari binicilik mektebi müdürü olan
miralay Esad Bey'e haber veriyordu. Esad Bey de bu malûmatları teşkilata
bildiriyordu. Miralay Esad Bey ve yardımcısı binbaşı Ferhad Bey,
İngilizlerden elde ettikleri bilgileri teşkilata bildirdikleri gibi,
Anadolu'ya mülâzım-ı evvel Burhan Bey'i de gizli kurye olarak
göndermişlerdi. Aynı zaman da yaverân-ı hazret-i şehriyâriden olan Esad Bey,
Ferhat Bey'le birlikte Anadolu'ya teşkilat tarafından tezkiyeleri yapılmış
subaylar ile, silah, cephane de kaçırmışlardır. Bu nakliyat için ihtiyaç
görülen kara ve deniz vasıtalarım temin etmişler ve Anadolu Hükümeti'nin
birer mümessili gibi vazife almışlar, âdeta İstanbul Hükümeti'nin onlara
verdiği vazifeyi suistimal etmişlerdir. Son Osmanlı hükümetinde Harbiye
Nazırı olan Ziya Paşa'nın yaveri yüzbaşı Kâmil Bey, İstanbul Polis
Müdüriyet-i Umûmiyesi şube müdürlerinden Sadi Bey, İstanbul Hükümeti Maliye
Nezareti'nde memur Seyfi Bey, Harbiye Nezareti Harekât-ı Harbiye Dairesi
reisi mirliva İhsan Paşa, Topçu şubesi müdürü kaymakam Salih Bey, Ömer Lütfi
Bey, topçu kaymakamı Eyüp Bey ve daha niceleri Millî Müdafaa teşkilatı
içinde idiler. Daha önce zikredilen gruplarla çalışanlardan biri de, o
tarihte rütbesi yüzbaşı olan Ne şet Bey'dir. Bu zat aynı zamanda Sultan
Vahdeddin'in damadı ve sadrâzamlardan Tevfik Paşa'nın küçük oğlu binbaşı
İsmail Hakkı Bey'le birlikte saray dahilinde Erkân-ı Harbiye'de görevli
olduğundan, sadrâzam Tevfik Paşa tarafından Ankara'ya kurye olarak
gönderilmiş, O da, İsmail Hakkı Bey' den öğrendiklerini muntazaman Ankara'ya
bildirmiştir . Hamza Grubu'nun başında olan yüzbaşı Neşet Bey'in görevleri
subay tedariki ve Anadolu' ya gönderilmesi, posta işlemleri, padişah ve
onunla işbirliği yapanların Anadolu Hükümeti aleyhine gösterdikleri her
türlü faaliyetlerin takibi ve yeterli bilgilerin toplanması, önemli
casusların yakalanmasıydı. Bu meyanda Neşet Bey'in İsmail Hakkı Bey ile olan
yakın münasebetlerinden İngilizlerin malûmatı olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim Karakol Cemiyeti'nin varlığı İngilizler tarafından ortaya
çıkarılması üzerine "Zâbitan Grubu" adı altında yeniden faaliyete geçmiş,
Ekim 1921'den itibaren "Yavuz Grubu" adıyla faaliyetini sürdürmüştür.
İstanbul ile Ankara arasındaki muhaberat zaman zaman kesintiye uğramışsa da,
hiç bir zaman kesilmemiş olduğu bir gerçektir. İstanbul'un işgalinden sonra
bile devam eden bu gizli muhaberat, İstanbul'da Büyük Postahane'nin bodrum
katında yapılıyordu. Ancak İstanbul'un işgalinden kısa bir süre sonra,
İngilizlerin Büyük Postahane'ye baskın yapacakları İstanbul Merkez Kumandanı
miralay Esad Bey tarafından Felah Grubu'na bildirilince, muhabere merkezi
bir gece içinde Telgraf Müdürü İhsan (Pele) Bey'in evinin bodrum katına
taşınmış, böylece İngilizler'in baskını neticesiz bırakılmıştı.
İstanbul'daki istihbarat üyeleri ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki
haberleşme ise Meclis telgrafhanesi kanalıyla yapılmıştır.
6 Mayıs 1920'de Ankara Hükümeti'nin, İstanbul Hükümeti ile resmî muhaberatı
yasaklayan kararına rağmen, gizli teşkilatlar ve Osmanlı Hükümeti ile
yapılan muhaberatın İzmit üzerinden devam etmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim 18 Nisan 1921 tarihinde Dâhiliye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdüriyeti
tarafından sadârete gönderilen bir yazıda, İzmit üzerinden yapıl makta olan
İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf haberleşmesinin II. İnönü
muharebesinin başlaması üzerine Yunanlılar tarafından kesilerek, yasaklanmış
olduğu hatırlatılmıştır. Ancak Türk ordusunun 12 Nisan 1921'de İnönü'de
ikinci bir zafer kazanması ve Yunan kuvvetlerinin Karadeniz sahillerindeki
mevkilerinden çekilmeleri üzerine İngiliz işgal kuvvetleri kumandanlığının
aracılığı ile Şile üzerinden yeni bir hat temin edilmiştir. Böylece 16 Nisan
1921 tarihinde İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf haberleşmesi yeniden
başlamış oldu. Nitekim Ankara Posta ve Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Mehmed
Sabri Bey tarafından İstanbul Posta ve Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Orhan
Şemseddin Bey'e çekilen telgrafta bu durumun verdiği memnuniyet açıkça dile
getiriliyordu.
Suret Devlet-i Osmaniye
Orhan Şemseddin Beyefendiye Posta ve Telgraf ve Telefon
Mahrec : Ankara 17 Nisan 1337 Müdiriyet-i Umûmiyyesi
Saat : 11/27 Müdiriyet : Kalem-i Mahsus
Arz-ı ihtiram eylerim. İnşaallah afiyettesiniz. Çok şükür yine buluştuk.
Bize yazılacak bir şey var mıdır, efendim. Mehmed Sabri 16 Nisan 1337
Aslına mutabıktır.
Mühür : Posta ve Telgraf ve Telefon Nezareti,
Kalem-i Mahsusa Müdiriyeti
Bu gelişmeyle birlikte, harekât-ı harbiyeye ait Zonguldak, İnebolu ve
Ereğli'den posta ile alınan tebligatın bundan sonra yeni hat üzerinden
doğrudan doğruya ulaşmasının mümkün olduğuna işaret edilerek, uygun
görüldüğü takdirde gereğinin yapılması rica edilmiştir. İstanbul Pasta ve
Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Orhan Şemseddin Bey'in Dahiliye Nezareti'ne
de gönderdiği tahrirat aşağıdadır :
Dâhiliye Nezâret-i Celîlesine Devlet-i Osmaniye
Posta ve Telgraf ve Telefon Müdiriyet-i Umûmiyyesi
Kalem-i Mahsus Müdiriyeti
Umûmi numero : 199240 Husûsî numero : 21
Mâ'rûz-ı Çâkerîleridir
İzmit üzerinde icra edilmekte olan İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf
muhaberâtı harekât-ı harbiyyenin yeniden başlaması üzerine geçende
Yunanlılar tarafından kat' ve men' edilmiş idi. Ahiren Yunanlıların
Karadeniz sahilindeki mevâki'den çekilmeleri üzerine İngiliz karargâhının
tavassutuyla Şile üzerinden bir tel te'min edildiği cihetle Ankara ile
muhabere bugün tekrar taht-ı imkâna girmiş ve şimdi Ankara Posta ve Telgraf
Müdîr-i Umûmisi Mehmed Sabri Bey'den nâm-ı âcîzîye iki telgraf alınmıştır.
Suretleri berây-ı ma'lûmât leffen takdim kılındı. Harekât-ı harbiyyeye
müteallik olub, Zonguldak, İnebolu ve Ereğli'den posta ile alınan tebligatın
ba'de-mâ mevzû-i bahs târik ile doğrudan doğruya vürûdu mümkün
olabileceğinden tensîb buyurulacağı takdirde icrâ-yi icâbına tevessül
olunacağı tabiî bulunmağla ol babda emir ve ferman hazret-i men leh-ül-emrindir.
Posta ve Telgraf ve Telefon
Müdîr-i Umûmisi Sene 8 Şaban 1339 ve sene
17 Nisan 1337
İmza : Orhan Şemseddin
İstiklâl Harbindeki muvaffakiyetin başlıca sebeplerinden birisi de silah ve
cephane temini meselesi olduğu ve bu hususta gösterilen büyük başarının,
Türk Milleti'ne İstiklâl Harbini kazandırdığı inkâr edilemez bir gerçektir.
Düşman işgali altında bulunan ve yerli halktan memleketin içinde bulunduğu
durumu öğrenen ve onlardan yardım gören bir memlekette, bilhassa İstanbul'da
kaçakçılık teşkilâtı kurmak, Anadolu'nun ihtiyaç duyduğu her çeşit silah ve
cephaneyi bu şartlar altında nakletmek son derece güç bir iştir. Fakat ölüm
dâhil her türlü tehlikeyi göze almış vatan evlatları, kurdukları mukavemet
ve istihbarat teşkilatlarıyla gereken tedbirleri almış, ellerinde ki mevcut
imkânları sonuna kadar kullanarak, Anadolu'ya silah, cephane, mühimmat ve
subay kaçırmışlardır.
Aslında bütün bu işlerden İstanbul Hükümeti'nin haberdar olmadığını söylemek
çok güçtür. Bilhassa 21 Ekim 1921 tarihinde kurulan Tevfik Paşa kabinesinde
önce Dâhiliye, sonra Hâriciye Nezareti'ne getirilen Ahmed İzzet Paşa ve
Harbiye Nazırı Ziya Paşa, Millî Mücadelenin en zor dönemlerin de Anadolu'ya
ve gizli teşkilatlara yardım yapmaktan çekinmemişlerdir. Müşîr Ahmed İzzet
Paşa, Son Osmanlı Hükümeti'nde Hariciye Nezareti'ne geçer geçmez, Millî
Mücadele'de büyük zararları olan, İstanbul Polis Müdürü Tahsin Bey'i
görevinden azlederek, yerine İstanbul Merkez Kumandanı ve aynı zamanda Millî
Müdafaa Teşkilâtı Merkez Heyeti Başkanı miralay Esad Bey'i tâyin etmiştir.
Harbiye ve Hariciye nezaretlerinde yapılan değişikliklerin yanında, Ankara
Hükümetinin Fransızlar'la yaptığı Ankara Antlaşması ve Esad Bey'in İstanbul
Polis Müdürlüğü'ne getirilmesinden son ra Anadolu'ya yapılan silah
sevkiyatında büyük artışların olduğu gözlenmektedir. Bu sevkiyat ve
kaçakçılık İstanbul Hükümeti'nin bilgisi ve müsaadesi altında, Harbiye
Nezareti ve İstanbul Polis Müdürlüğünün desteği ile gerçekleşmiştir. Bu
teşkilatlarla sık sık görüştüğü anlaşılan Harbiye Nazırı Ziya Paşa, miralay
Esad Bey'le birlikte teşkilata mümkün olan her türlü yardım ve kolaylığı
yapmıştır.
Sakarya Muharebesi öncesi Türk ordusunun durumu pek iyi değildi. 1921 yılı
içerisinde İnönü ve Eskişehir - Kütahya muharebeleri yapıldığı için,
mühimmat ve para sıkıntısı had safhadaydı. Batı cephesinde alınan
tedbirlerle biraraya getirilen 200.000 civarında askerin elbiseleri
İtalyanlar'dan, Fransızlar'dan ve yurt içinden temin ediliyordu. Taarruz
edileceği ve birkaç mey dan muharebesi yapılması ihtimal dâhilinde olduğu
için, bu askerlerin silah, cephane ve teçhizatının noksansız olması
gerekirdi. Bunları tümüyle karşılamak ise imkânsızdı. Millî Müdafaa Vekili
Fevzi (Çakmak) Paşa, bütün gücüyle ordunun noksanlarını gidermeye
çalışıyorsa da, eldeki mevcut imkânlara nazaran böyle bir taarruz
hareketinin o günlerde yapılması uygun görünmüyordu. Halbuki İstanbul
depolarında, millî ordunun muhtaç olduğu her çeşit silah, cephane ve malzeme
vardı. Ancak müttefiklerin muhafazası altında bulunan bu depolardan
faydalanmak âdeta imkânsızdı. Bununla beraber İstanbul'da çeşitli adlar
altında faaliyet gösteren Millî teşkilatlar, bu depolardan kaçırdıkları veya
başka yollarla sağladıkları silah, cephane ve harp malzemesini öteden beri
Anadolu'ya gizlice yollamaktaydılar. Kaçırılan silah, cephane ve malzemeler
küçümsenmeyecek derecede idi. Üstelik İngilizlerin muhafazası altında
bulunan bu silah depolarından yapılan kaçakçılık akıllara durgunluk verecek
niteliktedir. Nitekim tarihe mâl olmuş bir vesikaya nazaran, Beylerbeyi'nde
Kuleli Askerî İdadisi tarafından kullanılan Jandarma Zabit Mektebi'ndeki
deponun kapısı kırılarak, içerisindeki silah ve cephanenin tamamı
götürülmüştür. Jandarma Zabit Mektebi Mu hafız Bölüğü Kumandanı Yüzbaşı
Behzad Bey'in raporuna göre olay şu şekilde cereyan etmişti: 2 Mayıs
Cumartesi günü akşamı 11.00 sularında subay ve sivil şahıslardan oluşan bir
grup mektebin bulunduğu sahile bir çatana ile yanaşmışlardır. Bu şahıslar,
mektebin bir kısmında bulunan Kuleli İdadisi talebesine, depoda bulunan
silahların müsadere edileceğini ve bu sebeple Harbiye Nezareti tarafından bu
silahları almakla vazifelendirildiklerini söyleyerek, deponun kapısını
kırmışlar, mevcut silahların tamamını çatanaya yükleyerek, bilinmeyen bir
semte hareket etmişlerdir. Bunun üzerine tahkikat için, muavini ile birlikte
olay yerine giden yüzbaşı Behzad Bey'in tutmuş olduğu raporun bir sureti.
Umum Jandarma Kumandanlığı ta rafından 22 Mayıs 1921'de Dâhiliye Nezareti'ne
sunulmuştur. Dâhiliye Nezareti ise, depodan kaçırılan silahlar hakkında
yapılan tahkikatın neticesini bildiren evrak, zabıt varakası ile kaçırılan
silahların cins ve miktarlarını gösteren cetvelin birer suretlerini 28 Mayıs
1921 tarihinde Sadâret Makamına ve Harbiye Nezareti'ne göndermiştir. Bu
zabıt varakasına göre, silah deposunun kapısındaki demirlerin takriben 2 cm.
çapında ve 1,5 metre boyunda bir demirle zorlanmak suretiyle kırılmış olduğu
anlaşılmaktadır. Çünkü bu iş için kullanılan demir eğrilmiş bir vaziyette
bulunmuştur. Depo da yapılan araştırmada ise, silahlıkları tamamen boş,
zeminin muhtelif yerlerinde birtakım kasatura, fişenk ve kayışların
bulunduğu, depodaki elbise dolaplarının da kapaklarının açık ve
içindekilerinin yerlere dökülmüş bir durumda olduğu görülmüştür. Belgeden
anlaşıldığına göre, depodaki silah ve cephaneyi korumakla görevli
hizmetkârlardan Zekeriya'nın binanın üst katında namaz kılmakta olduğu ve
İbrahim'in de ahırda bulunduğu bir sıra da, sahile yanaşan bir motordan
çıkan zabit ve sivil şahısların teşkil ettiği bir grup, kütüphane
koridorunda bulunan pencerenin alt çerçevesini yerin den çıkararak içeriye
girmişlerdir. Diğer bir grup ise silah deposunun kapı demirlerini kırarak
bütün silahları alıp götürmüşlerdir. Ancak bütün bu işler olurken, deponun
muhafazası için görevlendirilen her iki hizmetkârın da olay sırasında meşgul
bulunması ve hiç bir şey duymamış olmaları biraz düşündürücüdür. Olaydan hiç
bir şekilde haberdar olmadığını söyleyen hizmetkârlardan Zekeriya, namazdan
sonra her zamanki gibi bina müştemilâtını teftiş ettiği bir sırada, pencere
önünde toplanmış olan bir grup öğrenci ye ne olduğunu sorduğunda, mektebin
sahiline yanaşan bir motordan bir çok zabit ve sivilin çıkarak, depoda
bulunan silahların "kuvve-i i'tilâfiye" tarafından müsadere edileceğini ve
bunun için mezkûr silahların götürülmesine Harbiye Nezareti tarafından
görevlendirildiklerim söyleyerek, silahları alıp götürmüş oldukları cevabını
almıştır. Ancak öğrencilerin silahların götürülmesi sırasında, deponun
kapısının zorla kırılarak açılmasına tepki göstermemeleri ve depoyu
korumakla görevli memurları olaydan haberdar et memeleri, nihayet Jandarma
Zabit Mektebi muhafız bölüğü kumandanı ve yardımcısının olay yerine her iş
bittikten sonra gelmeleri, gelişmelerin seyrine bakılırsa, silahların
kaçırılma işinin tamamen planlı bir hareket olduğu ve içerden destek
alındığı izlenimini vermektedir. Nitekim öğrencilerden bazıları nezdinde
yapılan hususi tahkikat neticesinde olaya şahit olmadıkları cevabı alınmışsa
da, öğrencilerden üçünün olay gecesi aynı motorla firar etmiş olmaları bu
kanaatimizi kuvvetlendirmektedir. Sonuç olarak depoda mevcut bulunan eşya
sayılarak tespit edilmiş, kapısı tahkim edilerek mühürlenmiş, götürülen
silah, cephane, teçhizat ve eşyanın cins ve miktarı belirtilerek bir cedvel
tanzim edilmiştir. Dâhiliye Nezareti, Umum Jandarma Kumandanlığı tarafından
tanzim edilen, Beylerbeyi'ndeki silahhâneden götürülen silahları gösteren
cetvel aşağıdadır.
|
Aded |
Aded |
||
|
5 |
Alman Mavzeri |
5 |
Vincest |
|
4 |
Alman Kasaturası |
5 |
Şınayder |
|
12 |
Muaddel Mavzer |
5 |
Küçük Çaplı Mavzer |
|
10 |
Anahtarlı Mavzer |
120 |
Alman Cephanesi |
|
10 |
Kasalı Mavzer |
240 |
Mavzer Cephanesi |
|
24 |
Mavzer Kasaturası |
102 |
Tüfenk Kayışı |
|
97 |
Muaddel Martin |
8 |
Süngülük |
|
82 |
Martin Kasaturası |
4 |
Omuz Kayışı |
|
5 |
Kasaturalı Martin |
1 |
Kaput |
Bütün bu işler ne denli zor olursa
olsun, vatanı işgale uğramış olan Türk Milleti güçlükler karşısında yılmamış
ve karşısına çıkan bütün engelleri yok etmesini bilmiştir. Nitekim kamaları
sökülmüş olduğu için. çelik bir borudan başka bir işe yaramaz hale gelmiş
olan bu toplar. Türk ustasının ve işçisinin eliyle yeniden çalışır hale
getirilmişlerdir. 10 Ocak 1921'de Millî Müdafaa Vekâleti'ne bağlı olarak
"İmâlât-ı Harbiye" Umum Müdürlüğü kuruldu. Bu atölye ve fabrikalarda Türk
insanı olağanüstü gayretle çalışarak, ordunun ihtiyacı olan kasatura, bomba,
fişek ve kılıç gibi harp malzemelerini yaptı. Ancak sıkıntısı çekilen bir
çok silah ve cephanenin Ruslardan, Fransız ve İtalyanlar'dan sağlanmaya
çalışıldığı bilinen bir gerçektir. Paris'te müttefiklerinin ihanetine
uğrayan İtalyanlar, İngiltere'den intikam almak is tercesine, Millî Mücadele
sırasında pek çok önemli bilgiyi Anadolu'ya gönderdikleri gibi, işgalleri
altında bulunan Muğla ve Antalya'da millî kuvvetlerin teşkilatlanmasına
engel olmamışlardır. Hatta buralardaki depolarda bulunan silah ve
cephanelerden kaçak olarak satma da dahil yardımda bulun muşlardır. Üstelik
taşıyıcılara İtilaf Devletleri'nin kontrolünden sıyrıl maları için yardım
bile etmişlerdir. İtalya ve Fransızlarla yapılan barış antlaşmalarından
sonra, bu devletlerin Türk milliyetçilerine karşı olan tutumları değişmiş
olduğu için, İstanbul'daki temsilcileri Millî Müdafaa grubunun kaçakçılığına
belirgin bir şekilde göz yummuşlardır. Bilhassa İtalyan ve Fransız
subayları, tüccarları Anadolu müdafaası için silah, malzeme ve ihtiyaç
duyulan birçok vasıtayı Anadolu'ya geçirmişlerdir. Nitekim Ankara Erkân-ı
Harbiye-i Umûmiye Riyaseti'nin, İstanbul'dan Anadolu'ya geçen veya geçmek
isteyen subaylar hakkında gerekli tedbirleri almış olduğu anlaşılmaktadır.
Bunun için Anadolu'ya sevk edilecek subayların isimleri ve bunların kıdem
sıra defterleri, kıdem zamları ve sicil özetlerinin de gönderilmesi
hususunda harekete geçmiştir. 15 Mart 1921 tarihinde İnebolu İrtibat
Kumandanlığına gönderilen bir yazıda, İstanbul Jandarma Kumandanlığında
dosya memuru olan yüzbaşı Hüsnü Bey'in güvenilir bir subay olduğu ve
jandarma subaylarına ait kayıtları alarak, bir İtalyan gemisi ile İnebolu'ya
hareket ettiği bildirilmiştir. Bu gelişmeler üzerine gizli kurye ile
gönderilen mahrem evrak vesâireyi teslim almak için görevlendirilen yüzbaşı
Saffet (Arıkan) Bey, İnebolu'ya gitmek üzere yola çıkarılmıştır. Bir süre
sonra gelen evrakı inceleyen İnebolu İrtibat Kumandanlığı, Ankara Er kân-ı
Harbiyesi'nin istediği cetvellerin diğer kısmını da, 19 Nisan 1921 tarihinde
göndermiş, ancak bu cetvellerde isimleri yazılı subayların muhtelif
tarihlerde Anadolu'ya geçtiklerini belirtmeyi ihmal etmemiştir.
Ankara Hükümeti'nin, Millî Mücadele süresince İtalya'dan önemli miktarlarda
silah satın alma ya da İtalyan gemileri vasıtasıyla silah ve mühimmat
nakletme teşebbüsüne; girdiği anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle, İstanbul
Merkez Kumandanı miralay Esad Bey, Ankara Hükümeti'nden aldığı talimat
gereğince, İngiliz, Fransız, Yunan ve Sırpların gizli teşkilatlarından
mühimmat alması için, Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarından Nail Bey'i bunlarla
temasa memur etmiştir. Bilhassa Lloyd Trestino ve Societa İtaliana Servizi
Marittimi adlı gemicilik şirketlerine ait gemiler İtalya'dan Türk
Milliyetçileri adına getirdikleri silah ve mühimmatı Antalya, Söke ve diğer
limanlara çıkarmışlardır. Ayrıca İstanbul'daki Türk mukavemet teşkilatları
tarafından çeşitli yollarla elde edilen çok sayıda silah ve cephaneyi ücreti
karşılığında Antalya ve İnebolu limanlarına nakletmişlerdir. Nitekim Ankara
Er kân-ı Harbiye-i Umûmiyesi, İstanbul'daki Lloyd Trestino taşımacılık
şirketi ile temasa geçerek, şirkete ait gemilerle takriben 10.000 sandık
cephanenin nakledilmesi için mutabakata varmıştır. Varılan anlaşma
gereğince, cephanenin İstanbul'daki depolardan alınması ve gemilere kadar
nakli için her sandık başına 75 kuruş, İstanbul'dan da Antalya'ya kadar her
tonilotosu için 23 Osmanlı lirası ödenmesi kabul edilmiştir. Ancak bu
paranın cephanenin Antalya limanında yetkililere teslim akabinde ödenmesi
esas kabul edilmiş; bu maksatla Antalya'daki İtalyan bankasına şimdilik
kaydıyla 10.000 sandık mukabili 50.000 lira depozito yatırılmıştır. Bu
meyanda Ankara Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti, İstanbul'daki İtalyan
Askerî mümessilliği ile temasa geçerek, 27 Nisan 1921'de yeni bir anlaşma
daha yapmıştır. Varılan anlaşma gereğince İstanbul'daki depolardan alınıp,
Lloyd Trestino gemilerine yüklenerek, Antalya'da Türk yetkililere teslim
edilecek 10.000 sandık Osmanlı cephanesi için 40.000 lira daha Antalya'daki
İtalyan bankasına depozito edilmiştir. Ayrıca Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riya
seti, İstanbul Merkez Kumandanı miralay Esad Bey'e anlaşma gereği nakliye
bedelleri ödenmiş olan cephaneyi Anadolu'ya götürmeye memur edilen üsteğmen
Naci'nin T.B.M.M. Hükümeti, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti'nin mutemet
memuru olduğu bildirilerek, gerekli talimat verilmiştir.
Silah ticaretinin serbest bırakıldığı 10 Ağustos 1921 tarihinden itibaren,
İtalya'dan daha kolay bir şekilde silah, cephane, hatta uçak satın
alınmıştır. Böylece Ankara Hükümeti, daha önce gizli bir surette sağlamaya
çalıştığı harp malzemelerini, şimdi meşru zeminlerde sağlayabilecekti. Buna
rağmen muhtelif yollarla temin edilen bu cephanenin Anadolu'ya şevkinde
zaman zaman güçlüklerle karşılaşıldığı anlaşılmaktadır. İstanbul'da Harbiye
Dairesi 4. şube müdürü Kaymakam Salih ve Binbaşı Necip Beyler'le, mülâzım-ı
evvel Nazmi Bey tarafından gönderilen 125 sandık top mermisi ve muhtelif
silahlar yüklü Yâdigâr-ı Millî adlı motor 18 Ekim 1921 tarihinde İstanbul
Boğazı'nda İngilizler tarafından durdurulmuş, motor ve içindeki mühim mat
müsadere edilmiştir.
Sakarya Meydan Muharebesi'nin zaferle neticelenmesinden sonra, İstanbul'dan
sevk edilen silah ve cephane miktarında büyük artışların olduğu
gözlenmektedir. Nitekim Millî Müdâfaa Grubu emrinde çalışan kaymakam Kemal
Bey, İtalyan yetkililerle yapmış olduğu temaslar neticesinde 100 milyon
Alman fişeğinin satın alınmasını sağlamıştır. Bunun üzerine Millî Müdâfaa
Vekaleti, İstanbul Grubuna iletilmek üzere, İnebolu Mevki Kumandanlığına
gönderdiği telgrafta, mezkûr cephanenin tutarı olan 100 bin liranın hazır
olduğunu, istenildiği takdirde banka vasıtasıyla derhal gönderilebileceğini
bildirerek, tüm cephanenin şevkinin temin edilmesini ve durumdan vekâletin
haberdar edilmesini istemiştir. Ayrıca Kasım 1921 başlarında Felah Grubu
tarafından 8,8'lik toplara mahsus bir kürsü ile 16 adet yedek malzemesi
Samsun'a sevk edilmiş , böylece Yavuz Zırhlısı'ndan sökülerek trenle
Arifiye'ye, oradan da Samsun'a götürülen 8,8'lik toplar için ilk malzemeler
sağ lanmış oldu. Millî Mücadele'de çok büyük hizmetler vermiş olan bu ateş
gücü yüksek olan toplara ait mermi ve muhtelif cephane sevkiyatı artarak
devam etmiştir. Nitekim 8 Haziran 1922'de Yavuz bataryalarına ait zayıf
tesirli 1000 atım kadar mermi daha Karadeniz limanlarına gitmek üzere yola
çıkarılmış, 7 Temmuz 1922'de Felah Grubu tarafından Yavuz bataryalarına
mahsus zayıf tesirli 150 adet tahrip mermisi ile, altı sandık içinde 18 adet
tenvir mermisi "Minerva" vapuru ile Samsun'a gönderilmiştir. 30 Ekim 1922'de
i:e yine bu bataryalara ait 150 adet âdi müsademe mermisi ve 100 adet tapa
Altay vapuru ile Samsun'a gönderilmiştir. Bunların yanı sıra, 18 Aralık 1921
tarihinde Muavenet-i Bahriye Heyeti tarafından bir deniz tayyaresi ile
Turgut Reis Zırhlısı'nın 7,5'luk toplarına mahsus 256 atım mermi İzmit'e
gönderilmiştir. 12 Kasım 1921'de Muavenet-i Bahriye Heyeti tarafından
hazırlanan iki tayyare, yedek aksamı ile birlikte İzmit Menzil
kumandanlığına sevk edilmiş, Felah Grubu ise 20 Şubat 1922'de piyade
mermisi, uçak mermisi, çeşitli askerî malzeme ve silah, 30 Ekim 1922'de de
yedek aksamı ile birlikte iki deniz uçağını İzmit'e göndermiştir.
Adana, Antep, Maraş ve Urfa'da çok güçlü bir mukavemetle karşılaşan Fransa
çok ağır kayıplar verdiği gibi, Suriye'deki hâkimiyeti de tehlikeye
girmişti. Üstelik Türk ordularının I. ve II. İnönü ve Sakarya Muharebelerin
deki başarıları Fransa'nın tutumunun değişmesine sebep olmuş, bilhassa 20
Ekim 1921 Ankara Antlaşmasından sonra Anadolu'ya yapılan silah sevkiyatına
âdeta göz yummuşlardır. Bu tarihten sonra Fransız firmalarıyla yapılan
antlaşmalar sonucunda Fransız bayrağı çekmiş olan gemiler, Karadeniz
kıyılarındaki Türk limanlarına silah, cephane ve askerî malzeme
getirmişlerdir. Bu arada Ankara Hükümeti'nin silah temini hususunda her
fırsat tan yararlanmak istediği anlaşılmaktadır. Nitekim 13 Aralık 1921'de
bir heyetle birlikte Ankara'ya gelmiş olan Ukrayna Heyeti başkanı Frunze ile
silah ve askerî malzeme konusunda 17 Ocak 1922'de bazı kararlara varılmış,
fakat 150 rakkaslı mayından başka bir yardım sağlanamamıştır. Sovyetlerin
Millî Mücadele süresince Türkiye'ye yaptığı para yardımı sadece 11 milyon
liradır. Türkiye'nin 1921 yılındaki Millî Savunma bütçesinin 54.797.489 lira
olduğu göz önüne alınırsa, Sovyet yardımının yetersizliği anlaşılabilir. Bu
sebeple daha önce de zikrettiğimiz gibi, İstanbul'dan çeşitli yollarla
Anadolu'ya sevk edilen silah ve cephane yanında, Rusya'dan gönderilenlerin
büyük bir anlam ifade etmediği ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan Sakarya ve
Başkumandanlık Meydan Muharebelerinde kullanılan silah ve cephanenin büyük
bir bölümünün İstanbul'dan Anadolu'ya kaçırılan silahlar olduğu bir
gerçektir. Hakikaten Büyük Taarruz öncesi İstanbul'daki Zeytinburnu silah
deposundan çeşitli harp malzemesi, 130.149 adet topçu mermisi ile 917 sandık
piyade cephanesi, 11 Nisan - 17 Mayıs 1922 tarihleri arasında düzenlenen
altı seferle Ereğli, Akçaşehir, İnebolu ve Mersin limanlarına çıkarılmıştır.
Zeytinburnu depolarından yapılan bu silah sevki yatının başarıya ulaşması o
derece önemlidir ki, Anadolu'da Dumlupınar Muharebesi'nin başlama ve devam
etme kararını verdirmiş olduğu gibi, nihâî zaferi de temin etmiştir. Bu
meyanda, "Eğer Zeytinburnu depolarında ki cephane bize ulaşmamış olsaydı,
biz ne taarruza karar verebilirdik ve ne de devam ettirebilirdik" diyen
İsmet (Paşa) İnönü, bu hususu doğrulamaktadır.
İşte Dumlupınar taarruzu ve Başkumandanlık Meydan muharebelerinin
gerçekleşmesine sebep olan büyük zaferi temin eden bu muazzam miktarda ki
silah ve cephane İstanbul'un Anadolu'ya olan bir şükran ifadesi ve son
hediyesidir. Bu hususla ilgili olarak, Salih Paşa'nın sadâreti sırasında ve
onun yardımıyla Anadolu'ya geçmiş olan, Yusuf Kemal Bey, İstanbul basınına
vermiş olduğu beyanatta, İstanbul'un yalnız gözyaşlarıyla değil, daha başka
suretlerle de mücadeleye iştirak etmiş olduğunu, davanın Anadolu davası
değil, millî dava olduğunu söylemiştir. Damat Ferit Hükümetleri hâriç, diğer
İstanbul Hükümetleri iki taraflı bir siyaset izlemiştir. Görünürde millî
hareketin karşısında, ama gizliden gizliye onun yanında idiler. Ayrıca Millî
Mücadele sırasında kurulan hükümetler içinde Ahmed İzzet Paşa' nın doğrudan
görev aldığı kabinelerin müstesna bir yeri vardır. Âli Türkgeldi de bu
hususa işaret ederek, "Son Osmanlı Hükümetinden ve reisinden millî amaçlar
aleyhinde bir hareket meydana gelmiş olduğu iddia edilemez" demek suretiyle
bir gerçeği ifade etmektedir. Bu meyanda Türk ordusunun ihtiyaçlarının
giderilmesinde, harbe hazırlanmasında, kumanda kademelerinde bulunan tüm
subay ve erlerimizin, millî müfrezelerin, gizli teşkilatların, silah ve
cephaneleri depolardan kaçıran kişilerin, bu silah ve cep haneleri her türlü
tehlikeyi göze alarak Anadolu'ya geçiren kahramanların, bunları hiç bir
ücret talep etmeden gerekli yerlere taşıyanların elbette büyük payı vardır.
Onları rahmet ve minnetle anarken, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliriz.
Bu makale Konya “Selçuk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi
Araşrırma ve Uygulama Merkezi” yayını olan ATA Dergisi'nde yayımlanmıştır.
(1992)
---------------------------------------------
(54) Bu hususla ilgili olarak İstanbul'daki İtalyan şirketine yazılan
tezkere aşağıdadır:
Ankara 23 Nisan 1337
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti
Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti
İstanbul'da Lloyd Trestino Vapurları Kumpanyası Direktörlüğüne
İstanbul'dan erkab ve Antalya'da teslim edilmek üzere kumpanyanızın
vapurlarıyla nakledilecek olan cephanenin beher tonilatosuna, ücret-i
nakliye ve sigorta bedeli olarak cem'an yekûn "23" yirmiüç Osmanlı lirası
varaka-i nakdiyesinin te'diyesi tarafımızdan kabul ve tasvib edilmiştir.
İşbu cephanenin Antalya'ya teslimi akabinde tesviye edilecektir.
Antalya'daki İtalyan bankasına 10 bin sandık mukabili olmak üzere bu
maksatla 50 bin liranın depozito edilmiş olduğunu ve Banka Direktörlüğü ile
oradaki memurlarımıza evâmir-i lâzıme verildiğini beyan eylerim efendim.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti
Müdâfaa-i Millîye Vekili
Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reis-i Vekili
Birinci Ferik Fevzi
Bu hususta İstanbul'daki İtalyan askerî mümessilliğine yazılan tezkere
aşağıdadır :
Dersaadet İtalyan Mümessil-i Askeriyesi kâtib-i husûsi
Mösyö Yegınbarm
Memurumuz Naci Bey ile zât-ı âlileri arasında takarrür eden şerâait
mucibince vesâitimizle İstanbul'daki depolardan cehz ve nakil ve Lloyd
Trestino vapurlarına, tahmilen Antalya'da Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümeti'nin Antalya'daki kısm-ı memurlarına teslim olunacak lâ-akall 10 bin
sandık Osmanlı piyade top mermiyâtının beher sandığı için teslim muamelesi
akabinde tarafımızdan derhal dörder lira i'tâsı kabul ve bu maksatla
Antalya'daki İtalya bankasına 40 bin lira depozito edilmiştir efendim.
İmza : Fevzi 27 Nisan 1337