Dil
Yanlışları ve Anlatım Bozuklukları
|
3. Açıklık
a) Sıra yanlışlığı
b) Anlamca çelişen sözlerin birlikte kullanılması
c) Anlamda aykırılık
d) Atasözleri ve deyimleri yanlış kullanmak
4. Duruluk
a) Fazlalık
5. Yalınlık
a) Garabet
6. Akıcılık
a) Tekrarlama
b) Zincirleme
c) Tenafür
Cümlede
anlatılmak istenenin dinleyen veya okuyan tarafından kolayca
anlaşılmasına açıklık denir. Açık olmayan cümlelerde
anlatılmak istenenler bazen az çok anlaşılır fakat çoğu zaman
cümlede ne söylenmek istendiği belli değildir. Aşağıdaki
cümlelerde açıklık olmadığı için ne söylenmek istendiği tam olarak
anlaşılamamaktadır:
Bu kopyaları
Burçin hazırlamıştır onu çekecek arkadaşlar için.
― S. D. in vücudunda estetik (ameliyat) var mı?
― Hayır, vücudunda hiç estetik yok. (Bu ifadeden vücudunun güzel
olmadığı anlamı da çıkabilir.)
Kelimelerin
yerli yerinde kullanılmaması, öge eksiklikleri, kelimelerin yanlış
kullanılması, virgül işaretinin uygun yere konmaması , anlamca
çelişen sözlerin bir arada kullanılması gibi hususlar cümlenin
açıklığını engeller.
Cümlede önce
gelmesi gereken unsurların sonra, sonra gelmesi gerekenlerin önce
gelmesi durumunda anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu yanlışlık,
zarf olarak kullanılması gereken kelimelerin sıfat görevinde
kullanılması hâlinde daha çok görülür. Aşağıdaki örneklerde
anlatım bozukluğunu gidermek için koyu yazılan
kelime veya kelime grupları ( ) işaretiyle gösterilen
yerlerde kullanılmalıdır:
80 bin
civarında
göz taramasından geçirilmiş ( ) hastamız var.*
Yolu
Sultanahmet’e düşenler ( )Fransız Müzesinde sergilenmekte olan
Fransız ressamların eserlerini görebilirler.*
Uykusuz
yola ( ) çıkmayın.
Alkollü araç kullanmayın. (Aracı, alkollü kullanmayın.)
En doğal vatandaşın ( ) hakkını koruyamıyorlar.*
Mobilyalarınız ücretsiz evinize ( ) teslim edilir.
Y. Dershanesi herkesi ücretsiz üniversite sınavına ( )
hazırlıyor.
Su gibi
şarapların ( ) içildiği düğünde olay çıktı
Yeni eve ( ) geldim. (evin sıfatı söylenmek istenmiyorsa)
Çırılçıplak gazetecilere ( ) yakalanan M.U. olay çıkardı. (gazeteciler
çırılçıplak değilse)
Mazeretsiz
sınava ( ) girmeyenler az değildi.
Dünyanın ilk üç bıçaklı ( ) traş makinesi
Anlamları
birbiriyle çelişen sözlerin aynı cümlede kullanılması anlatım
bozukluğuna yol açar:
Bu soğukta
mutlaka sizler de üşüyor olmalısınız.
Eminim seninle güreşmek onun için de kolay değildi galiba.
Az da
olsa kendimi tümüyle suçlu hissediyorum.
Eş anlamlı
kelimeleri uygun olmayacak biçimde birbirinin yerine kullanmak
bozukluğuna sebep olur:
Komutan gidince
askerler kafasız kaldı. (baş)
Halının üzerine kara mürekkep döküldü. (siyah)
Allah misafiri. (Tanrı misafiri)
Bir kelimenin
kendi anlamı dışında kullanılması yanlış anlaşılmalara ve anlatım
bozukluklarına yol açar. Bu yanlışlıklar kelimelerin anlamı tam
olarak bilinmediği zaman daha çok ortaya çıkmaktadır:
Beni de düş
kırıklığına uğrattın. (hayâl)
Ne hayâllerle başlamıştık bu işe. Birlikte az mı çile paylaştık.
(çektik)
Reklâm aramız var şimdi onu izleyelim.
Talihsiz bir kaza sonucu araba devriliyor.
Çok üzgün bir haberle bültenimizi sonluyoruz.
Mehmet Âkif ölümünün 15. yılında törenlerle kutlandı.
Dinleyicilerimiz bu programları tepkileriyle
desteklesinler.
Tevfik Fikret yaşantısının son dönemlerini bunalım içinde
geçirmiştir.
Bu olay onun hasta olmasını sağladı.
O gece şehrin ortasında bir ölü ölmüştü.
Atasözleri ve
deyimler, kalıplaşmış sözler olduğu için eş anlamlılarıyla bile
olsa bu sözlerdeki kelimeler değiştirilmez ve anlamına uygun
olmayan yerlerde kullanılmaz:
Atalarımız “zaman,
nakittir” demişler. (vakit)
Sütten dili yanan ayranı üfleyerek içer. (yoğurdu,
yer)
Kafa kafaya vermeyince taş yerinden oynamaz. (Baş başa)
Matematikten geçtiğini öğrenince etekleri
tef çalmaya
başladı.(zil)
Kurt kocayınca
ayının maskarası olurmuş.
(köpeğin)
Anlayana sivrisinek az.
(Anlayana
sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.)
Bir cümlede
gereksiz kelimelerin kullanılmamasına duruluk denir. Böyle bir
cümleden kelime çıkarılırsa anlamda daralma olur. Duruluğu
engelleyen başlıca yanlışlıklar şunlardır:
Bir cümlede
aynı görevi yerine getiren birden fazla kelime veya ekin bulunması
hâlinde gereksiz kelime ve şekil kullanılmış demektir. Böyle
cümlelerden kelime çıkarılması anlamda daralmaya yol açmayacağı
gibi anlatımı rahatlatır:
Hoşça kalın
diyorum size.
Bir cümle daha söylemek isteyeyim. (Bir cümle daha
söyleyeyim.)
Kurumuş olan çiçekleri vazodan çıkardım.
Ne kadar ayıp, kulaklarımla duymasam inanmazdım.
Karşılıklı selâmlaşıyoruz.
Fazlalık, genellikle eş anlamlı kelimelerin bir arada
kullanılmasından kaynaklanır:
Yarı karanlık, loş
bir yerde
oturdular.
Henüz sınava daha var.
Size bir
örnek
daha vereyim meselâ.
İptal edilen sınav
yinelenecek
ve tekrarlanacak.
Hayat bir yaşam mücadelesidir.
Problemi çözebilecek
alternatif seçenekler sunulabilir aslında.
Çocukların
eğitim
ve terbiyesiyle ilgilenmeliyiz.
Eğer merak etmezseniz anlatmayayım.
Yaklaşık iki yıla yakın bir zamandır Konya’da oturuyorlar.
Sorunlarımızı çözmeden meselelerimizi
halledemeyiz.
İşte bütün problemimiz bu!.
Kısaltmalardan sonra, kısaltmaya dahil kelimenin tekrar söylenmesi
fazlalıktır: ÖSS sınavı (Öğrenci Seçme Sınavı sınavı),
ÖSYM merkezi (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi merkezi),
GAP projesi (Güneydoğu Anadolu Projesi projesi), TBMM
meclisi (Türkiye Büyük Millet Meclisi meclisi), ÜNTV
televizyonu (Üniversite Televizyonu televizyonu) gibi.
Söylenmek
istenilenin gereksiz süsleme ve özentilerden arındırılarak,
herkesin bildiği kelimelerle en kısa yoldan fakat tam olarak ifade
edilmesine yalınlık denir. Anlatımda yalınlığı engelleyen
hususların başında garabet gelir
Bir ifadede,
anlamı herkesçe bilinmeyen, alışılmamış kelimelerin kullanılmasına
garabet denir. Böyle kelimelere de garip
adı verilir.
Çeşitli bilim
dallarına ve mesleklere ait olup günlük dilde kullanılmayan,
anlamı herkesçe bilinmeyen terimler garip sayılmaz.
Ancak bunlardan, o alanın mensupları tarafından bilinmeyenleri
garabete örnek olur.
Garabet;
anlamını herkesin kolayca kavrayamadığı kelimeleri bildiğini
göstermek, aydın görünmek, kendini belli bir zümrenin üyesi gibi
göstermek ve taklit gibi sebeplerle ortaya çıkar. Başlıca
çeşitleri şunlardır:
·
Vaktiyle kullanıldığı hâlde günümüzde unutulmuş, kullanımdan
düşmüş kelime ve şekilleri kullanmak: bilüpdür, eleğimsağma
(gök kuşağı), gözgü (ayna), iktifa et- (yetin-), kangı (hani),
muhammes (beşgen), murafaa (duruşma), sitâre (yıldız), tamu
(cehennem), vabeste (bağlı), yazıklı (günahkâr) gibi.
·
Söylenişi değiştirilerek Türkçeleştirilmiş kelimelerin aslî
şekliyle kullanılması da garabettir: auto (oto), card (kart),
câmeşuy (çamaşır), laser (lâzer), mahabbet, mümkin, müşkil, mektûb,
station (istasyon), tennûr (tandır), wardrobe (gardırop) gibi.
·
Dile henüz tam manasıyla girmeyen yabancı kelimeleri kullanmak:
(Bunların içinde Türkçesi olanların ısrarla yabancı şeklini
kullanmak ana dili sevgisiyle bağdaşmaz.) computer
(bilgisayar), correlation (karşılıklı ilgi), holigan (serseri),
monopol (tekel), my darling (sevgilim), my Got (Allahım), partner
(ortak), part-time (yarım gün), prezantasyon (tanıştırma), side
effect (yan etki), siesta (öğle uykusu), software (yazılım),
tayming (zamanlama), test et- (dene-) gibi.
·
Yabancı kelimelerle Türkçe kelimeleri gelişigüzel birleştirmek:
anti-leke, çaykolik, derskolik, dokunmatik, ekolojik denge (çevre
dengesi), kotasyon ver-, makro açı, playliyoruz, save et-
(kaydet-) gibi.
·
Yeni ortaya atılan fakat anlamı herkesçe bilinmeyen, benimsenmeyen
kelimeleri kullanmak: ayırmaç (logo), andıç (muhtıra), başat
(hakim), direngen (muannit), etik (ahlâkî), gömüt (mezar), saltık
(mutlak) gibi.
·
Nefret ve tiksinti uyandıran müstehcen (edebe aykırı, yakışıksız)
ve kaba kelimeler kullanmak da garabettendir.
Anlatımın
önemli özelliklerinden birisidir. Cümlenin anlam ve ses bakımından
pürüzsüz olması demektir. Akıcılığı engelleyen ses ve ahenk
kusurlarının başlıcaları tekrarlama, zincirlenme ve
tenafür(kakofoni)dür.
Bir ifadede
gerek olmadığı hâlde aynı sözün iki defadan fazla kullanılması
tekrarlama denen ahenk kusuruna yol açar:
Geçen Ramazan
Bayramı’nda Oktay’ı, Oktay’ın köydeki amcasını ve
Oktay’ın büyük kardeşini de ziyaret ettik.
Bu yıl
okuyacağımız dersler arasında ortak dersler denen
dersler de varmış.
Televizyon kanallarında yeni program arayışı, aslında
programlardan değil program içeriklerinden
kaynaklanmaktadır.
Bir kelime
grubunda veya cümlede aynı ekleri alan kelimelerin peş peşe
sıralanmasından kaynaklanan bir ahenk kusurudur. Zincirleme isim
tamlamalarında ve arka arkaya sıralanan zarf-fiillerde daha çok
görülür:
Burkay’ın
dayısının oğlunun çantasının fiyatı.
Selçuk
Üniversitesinin Fen-Edebiyat Fakültesinin Doğu
Dilleri ve Edebiyatları Bölümünün Urdu Dili ve Edebiyatı
Ana Bilim Dalının öğretim üyesi.
Merdiveni dayayıp,
kayısı ağacına çıkıp, kalınca bir dala oturup,
kayısıları koparıp, sepetine doldurup, sepeti aşağı
sarkıtıp yerdeki kovayı istedi.
Sekretere sormadan,
izin almadan, kapıyı vurmadan içeri girdi.
Yerinden hızla
kalkarak, pencereyi açarak, aşağıya bağırarak
kardeşini çağırdı.
Biraz
önce hışımla içeri giren, “müdür yok mu” diye bağıran,
masaya vuran, yerinde tepinen sen değil miydin?
c)
Tenafür (kakışma, kakofoni)
Bir kelime veya
kelime grubundaki seslerin söyleyiş bakımından birbiriyle
uyuşmaması, kulak tırmalayıcı olması, tenafür denen ses ve ahenk
kusuruna yol açar. p, t; c, ç, j, s, ş, z gibi bazı
seslerin birbirine yakın olması hem söyleyiş güçlüğü yarattır hem
de kulağa da hoş gelmez: basınç ölçer, çürütücü, çeşmedeki
çengel, eş zamanlı, İştaş Pasajı, sözcükcük, kırktırttı,
koşullaştırılmışlık, olasılıklı, şaşalayış, tatsız tuzsuz
gibi.
Yanıltmacalar ve bazı tekerlemeler de tenafüre örnek olarak
gösterilirler: Bir berber bir berbere bre berber gel beraber
bir berber dükkânı açalım demiş. Bir dalda bir kartal dal tartar
kartal kalkar kartal kalkar dal sarkar. Şu duvarı badanalamalı mı
badanalamamalı mı? Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada
lâmba şişesi. Tuz ucuzudukça ucuzudu. Üç tas has hoş hoşaf.
|